Sistem saati: 10 Eyl 2010 08:03

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 8 ileti ] 
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: ASALA Gerçeği
İletiTarih: 07 Ağu 2008 14:59 
Çevrimdışı
Forum Demirbaşı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 22 Ağu 2007 14:59
İleti: 1590
Bugün 7 Ağustos

ASALA'nın Esenboğa baskınını gerçekleştirmesinin üzerinden tam 26 yıl geçti

günün anla.ına ve önemine binaen hem bu hadiseyi hem de ASALA'yı irdeleyelim istiyorum

7 Ağustos 1982 günü Zurab Sarkisyan ve Levon Ekmekçiyan'dan oluşan ASALA militanları Ankara Esenboğa Havaalanını basmış yolcuların üzerine yaylım ateşi açarak sekiz kişiyi öldürmüşlerdi

bundan sonra girdikleri çatışmada Zurab Sarkisyan vuruşarak ölmüş Ekmekçiyan ise yaralı olarak ele geçirilmiştir

tedavisinin ardından sorguya alınan Ekmekçiyan kısa bir süre sonra çözülmüş ve örgütünü satmıştır

TRT'ye çıkarak kendi sesiyle pişmanlığını dile getirse de dönemin devletluları "asmayalım da besleyelim mi" felsefesi doğrultusunda Ocak 1983'de kendisini idam etmişlerdir

bu eylem sıkıyönetim döneminde ve ülkenin başkentinin en mühim noktasında yaşanması bakımından ayrıca önemlidir

hatta Sarkisyan ve Ekmekçiyan havaalanına biraz daha erken gelebilseler Başbakan Bülent Ulusu ile kimi generalleri de öldürebilirlerdi

ve yine bu eylemin göstere göstere yapıldığını da hatırlatalım zira daha Haziran ayında Türk basınında ASALA'nın Türkiye'ye Ege kanalıyla sızmayı planladığı ve sansasyonel eylem peşinde olduğu yazılıp çizilmişti ki bütün bunlara tekrar değineceğiz

ASALA ayrıca 16 Haziran 1983'de ve yine sıkıyönetim altında İstanbul Kapalıçarşı'da da eylem gerçekleştirmiş patlayan bomba neticesinde iki kişi ölmüş eylemi düzenleyen ve daha sonra ASALA içersinde önemli bir rol alacak Monte Melkonyan elini kolunu sallayarak Türkiye'yi terkedebilmiştir

şimdi dilerseniz kısaca ASALA'ya bir gözatalım

Ocak 1973'de Ermeni asıllı amerikalı Mıgırdıç Gurgen Yanıkyan'ın Santa Barbara'da Türkiye'nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ile Bahadır Demir'i öldürdüğü hepimizin malumudur

buna göre Yanıkyan konsolosluğu arayarak elinde Abdülhamid döneminden kalma resimler bulunduğunu bunları Türkiye'ye vermek istediğini söyleyerek yetkilileri Santa Barbara'da kalmakta olduğu otele davet eder hiçbir şeyden kuşkulanmayan diplomatlar davete icabet ederler

Baydar ve Demir'in arabasını farkeden Yanıkyan gülümseyerek "merhaba" dedikten sonra tabancasını çıkarıp peşpeşe ateşler ve ikisini de öldürür

hadiseyi teferruatlarıyla hapishanede röportaj verdiği türk gazetecisi Doğan Uluç'a da anlatan Yanıkyan röportajın sonunda Uluç'un "takvim yapraklarını geri çevirsek o iki insanı tekrar öldürür müydünüz?" sorusu karşısında kendini tutamayarak gülümser ve "ben onları bir anlık kızgınlığımdan öldürmedim ki planlaması yıllar sürdü" diyerek cevap verir

Yanıkyan yaşından ve hastalığından dolayı serbest bırakılsa da bir süre sonra kendiliğinden can verir

bireysel bir eylemci olan Yanıkyan'ın saldırısının ve hedefinin kendisinden sonra ortaya çıkacak sol ya da sağ Ermeni örgütlerine esin kaynağı olduğunu rahatlıkla kabul edebiliriz

Yanıkyan saldırısının üzerinden bir süre sonra Lübnan merkezli bir yapı ortaya çıkar

başında 1980'de kanserden yaşa.ını kaybederek yerini Agop Agopyan'a bırakacak olan Agop Tarakçıyan'ın bulunduğu kısaltmasını da İngilizce adının karşılığı olan "Armenian Secret Army for the Liberation of Armenia" (Ermenistan'ın Kurtuluşu İçin Ermeni Gizli Ordusu)'ndan alan ASALA manevi köklerini Hınçaklara dayayan sosyalist bir örgüttür

Sovyetiktir aynı zamanda Sovyet Ermenistanını "Kurtarılmış Ermenistan" olarak nitelemekten de çekinmez

George Habaş'ın FHKC'si ile Nayif Hawatme kliğinden kısmen de Sabri El Banna'nın Ebu Nidal'inden yardım gören bu örgütün Filistin davasına da daima bir ilgisi ve yakınlığı bulunmuş Lübnan içsavaşında da israil yanlısı hristiyan falanjistlere karşı Filistinlilerle omuz omuza çarpışmıştır

22-24 Ekim 1975'de Türkiye'nin Viyana ve Paris büyükelçileri olan Danış Tunalıgil ile İsmail Erez'i 48 saat içersinde öldürerek nihayet ses getirmiştir

Ermeni silahlı mücadelesinin gerekçesini Agop Agopyan şöyle izah etmektedir "geleneksel Ermeni yapılarının ve bunların izledikleri politikaların netice vermemesi"

bunların ardından saldırılar birbirini takip etmiş derken sosyalist ASALA'nın yanına sağcı JCAG (Justice Commandos for the Armenian Genocide) ve ARA (Armenian Revolutioner Army) peydah olmuşlardır

Türkçe karşılıkları "Ermeni Soykırımının Adalet Komadoları" ve "Ermeni İhtilalci Ordusu" olan bu örgütler de manevi köklerini Taşnaklardan almaktaydı

onlar da tıpkı ASALA gibi Türkiye'nin diplomatlarını hedef aldılar ancak ASALA ile aralarında hiçbir yardımlaşma hasıl olmadığı gibi ASALA açısından bunlar yalnızca "Ermeni gericiliğini temsil etmekte"ydiler

hatta Agop Agopyan bir keresinde "Taşnak Partisi kaybettiği mesafeyi kapatmak için bizi taklit ediyor" demekten kendini alamamıştır

fakat en medyatik ve en güçlüsü ASALA olduğundan o dönemde Türkiye'nin diplomatlarına yapılan saldırılar Türk kamuoyuna ASALA ismini haykırmıştır

ilk olarak siyonist israil'in Lübnan'ı işgal etmesinden sonra kan kaybeden örgüt

zihni yapıları ve siyasi duruşları açısından etik olmakla beraber kötü bir stratejinin ürünü olan 15 Temmuz 1983 tarihli Orly baskını neticesinde batı kamuoyunun sempatisini yitirmiştir

nihayetinde Filistinlilerin adamı olarak bilinen "Mücahid" kod adlı başkanları Agop Agopyan'ın 28 Nisan 1988'de Atina'da uğradığı silahlı saldırı neticesi yaşa.ını yitirmesiyle birlikte örgüt içersinde ortaya çıkan fitneden dolayı ASALA/PMLA (Halk Hareketi),ASALA/RM (Devrimci Hareketi) ve ASALA/SASON olarak üçe ayrılan örgüt artık eski önemini kaybetmekle birlikte kağıt üzerinde de olsa varlığını daima sürdürmüş 2000 yılında da kuruluşunun 25. yılını kutlamıştır

1992'de Türkiye'nin Budapeşte Büyükelçiliğine yapılan saldırı ASALA/SASON'a ait olup Kapalıçarşı baskınında rol alan Monte Melkonyan'ın başını çektiği (Devrimci Hareket) ise Karabağ savaşına aktif olarak katılmış ve Melkonyan bu çatışmalarda can vermiştir

27 Ekim 1999'da Ermenistan parlamentosunun basılarak parlamento başkanı Karen Demirciyan ile Başbakan Vazgen Sarkisyan'ın öldürülmesiyle neticelenen eylem de eski bir ASALA'cı olan Nairi Unanyan ile kardeşi Aza Unanyan'a aittir

Komik Bir Düşünce:ASALA'yı Türk Faşistleri Mi Çökertti?

hep söylenir ASALA'yı Türk faşistleri tosuncuklar mı çökertti diye

bu iddiaya karşı sadece gülünür ama biz daha fazlasını yapalım elbette

"Yedinci Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in damadı Erkan Gürvit,Ermeni terör örgütü ASALA'ya karşı mücadelede Abdullah Çatlı'nın kullanıldığı yolundaki iddiaları yalanladı."

*http://www.milliyet.com.tr/1998/02/27/haber/hab06.html

evvela biraz akıl biraz mantık lütfen 48 saat içersinde dünyanın en önemli merkezlerindeki büyükelçilerini koruyamayan,sıkıyönetim döneminde biri başkentinde olmak üzere iki kez çuvallayan,devlet erkanını bile tesadüfen kurtarabilen Türkiye kendisi değil de çerden çöpten taşeronlarına mı ASALA'yı çizdirecek şimdi

ASALA'nın üç aşamalı bir olaylar silsilesinden sonra kan kaybedip önemini yitirdiğinden bahsetmiştik

dilerseniz bu üç gelişmeyi bir kere daha analım

-siyonist israil'in Lübnan'ı işgali

-ASALA'nın yanlış bir taktiksel değerlendirmenin neticesinde Orly Baskınını gerçekleştirmesi ve bu olayın kendisine batı kamuoyunda prestij kaybettirmesi

-Agop Agopyan'ın Nisan 1988'de Atina'da uğradığı silahlı saldırı neticesinde can vermesi

bu palavranın ne kadar gülünç olduğu farkedilmiş olacak ki yeni mitoslar yeni efsaneler üretilmeye başlandı

bunun başını da maalesef Soner Yalçın çekti ve "Teşkilatın İki Silahşörü" adlı yapıtında işin hakikat boyutu bir yana korkunç teknik hatalar işledi

şöyle ki kitabına konu olan ve resmen mikrofon tuttuğu ve "devlet görevlisi" olduğunu iddia eden esrarengiz kişi Agop Agopyan'ın banliyö treninde kendisiyle boğuşarak öldüğünü söylüyordu

oysa sadece Hürriyet gazetesinin Nisan 1988 sonuyla Mayıs 1988 başı arşivlerine bakmak bile yeterlidir bunun nasıl bir komedi olduğunu ispatlamaya

şöyle ki Agopyan'ın öldürülmesinden sonra ortaya çıkan haber ve onu süsleyen fotoğraf göstermektedir ki Agopyan hemen evinin önünde arabasının yanında boylu boyunca uzanmakta ve ne üzerinde ne de elbiselerinde herhangi bir boğuşma izi bulunmaktadır

görgü tanıklarına göre de hadise şöyle gelişmiştir

Agop Agopyan arabasına binecekken bir kamyonun arkasından inen ve yüzleri maskeli iki kişi Agopyan'a arkasından yaklaşarak sırtından vurmuşlardır

Agopyan olay günü Atina'dan ayrılıp Belgrad'a gidecektir ve o esnada korumaları yanında değildir

ASALA'ya asıl darbeyi indiren ve üçe bölünmesine yol açan bu saldırı kime aittir pekiyi

buna Agopyan'ın kimi özelliklerine bakarak rahatlıkla yanıt verebiliriz

eğer Filistinlilerin adamı olarak bilinen bir eylemci hatta bu uğurda geçmişte yaralanmış Filistinliler için eylem yapmış bir liderseniz kod adınız Mücahid ve Ebu Nidal'in başındaki Sabri El Banna'nın da arkadaşıysanız

bütün bunlar siyonist katilleri ve onların işbirlikçilerini üzerinize çekmeye yeter de artar bile

ASALA'ya karşı defalarca çuvallamasının yanında istihbarattaki zaaflarını da yine defalarca kanıtlamış Türkiye'nin kontr ya da özel kuvvetlerinin ASALA'yı bitirmiş olduğuna inanmak çocukluktur

her şey yalan şu gerçek ki yaptığı yapabileceği ancak Ankara Bahçelievler'de bir grup TİP'li silahsız ve masum öğrenciyi ellerini ayaklarını bağladıktan sonra öldürmek olan bir soytarılar güruhunun fındık kadar beyinleri ve olmayan çaplarıyla ASALA'yı sindirmelerinin imkansız olduğudur

saygılarımla


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ASALA Gerçeği
İletiTarih: 07 Ağu 2008 15:22 
Çevrimdışı
Site Sorumlusu
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 21 Ekm 2001 00:01
İleti: 8055
Konum: İstanbul
Nabuko iletisini "Paylaşmak İstiyorum"a göndermişti ama tarih bölümü daha uygun. Tarih bölümü dediğimizin de düzenlemeye ihtiyacı var aslında, bu hep üzerinde düşündüğümüz bir konu. Keşke forumdaşlarımızdan öneriler alabilseydik. Şimdilik bu başlığa alıyoruz bu iletiyi.

İlgiye değer bir tarih sayfası ASALA ve biz "fani"lerin bilmesi asla istenmeyen ayrıntılarla dolu olduğuna inanıyorum o sayfanın.

Nabuko'dan Plat-Forum olarak ricamız hep aynı: Lütfen nesnel bir dil kullanın.

_________________
-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^
....
sonu olsun diyorum
neyin sonu ama
hiç değilse bu taş basamakların

Turgut Uyar

<><><><><><><><><><><><><><><><><><><>


Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
 İleti başlığı: Re: ASALA Gerçeği
İletiTarih: 08 Ağu 2008 10:07 
Çevrimdışı
Forum Demirbaşı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 22 Ağu 2007 14:59
İleti: 1590
1981'de Paris Büyükelçiliği'ni basarak koruma görevlisini öldüren Asala militanı Kevork Güzelyan:Bir gün Cemal'in mezarında dua etmek isterim!

Erivan'ın en büyük bulvarı Machtods'un kaldırımına yayılmış kafede Halepli,Beyrutlu,Şamlı Ermenilerle sohbet ediyoruz.Komşu masaya,Birinci Dünya Savaşı filmlerinden düşmüş gibi duran biri oturuyor.Herkes onu saygıyla selamlıyor.Soru dolu bakışlarımız hedefine varıyor,yanımızdakiler kimliğini açıklıyorlar:

"Kevork Güzelyan,eski ASALA militanı."

Yüzüne aşina değiliz,ama isim "çok tanıdık" geliyor.ASALA'nın Türkiye dış temsilciliklerine karşı düzenlediği saldırılar ve katlettiği diplomatların acıları yüreklerde hala tazeliğini koruduğundan olsa gerek,buradaki Ermeniler "çekingen" bir ifadeyle soruyorlar:

"Görüşmek ister misin?"

"Biz gazeteciyiz,katille de konuşuruz kurbanla da."

Kevork Güzelyan,masasından kalkıp yanımıza geliyor.Güzelyan,uçlarından yukarı doğru kıvrılmış bıyıklarıyla,tarih kitaplarında gördüğümüz "Ermeni fedai" tipinin günümüze uzanmış örneği...

1981 Paris baskını

Kevork Güzelyan'la birlikte 19 yıl geriye gidiyoruz.24 Eylül 1981 Perşembe saat 11:15.

Türkiye'nin Paris Büyükelçiliği'ne ağır silahlar,bombalar ve tabancalarla giren Ermeni örgütü ASALA'nın dört kişilik timi içerde bulunan 57 kişiyi rehin alıyor.Büyükelçilik personeli direnç gösterince silahlar konuşuyor.ASALA'cılardan ikisi yaralanıyor.Büyükelçilik koruma görevlisi Cemal Özen başından vurularak öldürülüyor.Konsolos Kaya İnal ağır yaralanıyor.ASALA'nın kanlı saldırılarının ilk halkalarından biridir bu baskın.

Paris baskınını düzenleyen ASALA timinin lideri olan Kevork Güzelyan,şimdi karşımızda oturuyor.

Cemal yiğit insandı

Kevork Güzelyan,bu baskın sonrasında yedi yıl Fransa'da bir yıl da Beyrut'ta hapis yattı.O zaman ki gazete haberlerine göre Büyükelçilik koruma memuru Cemal Özen,başından tek kurşunla vurularak öldürülmüştü.

Güzelyan,baskını anlatırken kendisinin vurduğu Cemal Özen'den sürekli olarak "Çok yiğit bir insandı.Boylu postluydu.Gözüpek biriydi" gibi övgü cümleleri kullanıyordu.

Pekiyi o zaman neden korumasız biçimdeyken başından tek kurşunla vurmuştu?

Güzelyan,baskını Cemal Özen ayrıntısında tekrar anlatıyor:

"Biz içeri girince,ışıkları söndürdüler.O sırada Cemal'i gördüm.Koridordan koşarak,arkamıza geçmek istiyordu.Ben de daire şeklindeki koridorun terk tarafından koşmaya başladım.Cemal'in yanında bir de Fahri Çallı vardı.Dar koridorda göğüs göğüse geldik.Bir dakika karşılıklı tetiğe bastık.İkimizin de silahı ateş almadı.Çünkü tabancalarımız birbirimize dayanmıştı,namlu kapalıyken ateş edemezsin.Bir ara ben elimi geri çekebildim ve tetiğe bastım.İşte Cemal o zaman vuruldu.Fahri Çallı'nın yüzü gözü de kan içinde kalmıştı.Cemal öldü.Fahri ise duvara yaslandı ve kayarak çöktü."

Cemal'in mezarında

Güzelyan ikinci güvenlik memuruna karşı farklı davranıyor:

"Ona ateş etmedin mi?"

"Etmedim.

"Niye?"

"Artık korumasızdı.Biz o baskında kimseyi öldürmek istemiyorduk.Sadece Fransa Cumhurbaşkanı Mitterrand'ın basın toplantısında ASALA'dan söz etmesini istiyorduk."

Kevork,yine Cemal Özen'e dönüyor:

"Cemal'in üç gün önce çocuğu olmuştu.O gün silahını bırakmaya gelmiş.Yarım saat geç gelsek,o ölmeyecekti.Babayiğit biriydi,cengaverdi..."

"Onu vurduğun için üzülüyor musun?"

"Mahkemede de söyledim yiğit insandı.Cemal kendi memleketini savunuyordu.Ben de kendi halkımı.Karşı karşı karşıya geldik.Birimiz ölecektik!"

Kevork Güzelyan,Türkiye'de "idama mahkum olmuş" biri olduğunu hatırlatıp diyor ki:

"Şimdi mümkün değil.Ama bir gün Türkiye'ye gitmem mümkün hale gelebilirse,Cemal'in mezarını ziyaret etmek isterdim!"

Bu duyguyu anlamak kolay değil.Önce öldür,sonra önünde saygıyla eğil.

Guetamala,Filistin,Karabağ

Kevork Güzelyan'la konuşurken masamızda Halepli,Beyrutlu Ermeniler de vardı.Zaman zaman söyleşi gevşiyor,Arjantin'e gidip orada tangolar ve aşklarla sarmaş dolaş yaşamlardan söz ediliyordu.

Güzelyan'a "sen baskınlar,hapislerle ömür tüketirken bak milletin ne işler yapıyormuş?" diye onu kışkırtıyoruz.Kevork,onlardan aşağı kalmadığını anlatmak için diyor ki:

"Ben de Latin Amerika'ya gittim!"

"Nereye?"

"Guetemala'da gerillalarla birlikte iki yıl savaştım!"

"Başka nerede savaştın?"

"Lübnan iç savaşında bir yıl falanjistler safındaydım.Üç yıl da Filistinlilerin safında dövüştüm."

"Niye taraf değiştirdin?"

"Falanjistler adam değillerdi."

"Nasıl?"

"Bir mahalle alınıyor değil mi?.Falanjistler yaşlı,kadın,çocuk ayırmadan herkesi öldürüyorlar.Yapmayın,savaşın kuralı vardır dedim anlatamadım.Ben hristiyanım ama gerçek böyle."

"Filistinliler yapmıyorlar mıydı?"

"Hayır,müslümanlar kadın yaşlı ve çocuk öldürmezler!

Kevork Güzelyan'ın hayatındaki savaş çizgisi Karabağ ile sürmüş.Ermeni-Azeri savaşında dört yıl Binbaşı rütbesiyle savaşmış.

İlk eşi amerikalı olan Güzelyan,şimdi Irina isimli bir Rusla evli.Fransa'da hapis yattığı yıllarda Sorbonne Üniversitesi Tarih Bölümünü bitiriyor.Eğitimini yüksek lisansla tamamlıyor.Ermenice dışında Rusça,Fransızca,İngilizce,İspanyolca,İtalyanca,Arapça ve Türkçe biliyor.

Şimdi ne iş yaptığını sorduğumuzda,"artık savaşmıyorum" yanıtını verdi.

ASALA bitmedi

Kevork Güzelyan'a "kanlı yıllara" ASALA sorusunu soruyoruz:

"ASALA eylemleri amacına ulaştı mı?"

"Ulaştı,biz soykırımın tartışılmasını istiyorduk.O zamana kadar,akademik düzeyde tartışma vardı,ASALA'dan sonra politik gündeme oturdu."

"Öldürülen insanların hakları için başka insanlar öldürmek doğru mu?"

"Biz insanı değil,bir kurumu,devleti,üniformayı vuruyorduk."

"Pekiyi ASALA niye bitti?"

"ASALA bitmedi.Amacına ulaştı,eylemleri kesti.Artık soykırım her platformda tartışılıyor.O zamanlar bir devletimiz de yoktu.Şimdi bağımsız Ermenistan var."

15 tutuklu bırakıldı mı?

ASALA'cılar Paris baskınını bitirmek için öne sürdükleri şartı Güzelyan şöyle anlatıyor:

"Bir sadece Ermeni halkı için değil bütün Türkiye halkları için eylem yaptık.Eylemi bitirmek için beş Ermeni,beş Kürt,beş Türk devrimci tutukluyu serbest bıraktırdık."

"Serbest bırakıldıklarını nereden biliyorsunuz?"

"Fransız polisiyle sürekli telefon irtibatımız vardı.Bir de televizyonda gördük,havaalanına getirildiler.Ondan sonra eylemi bitirdik.Fakat Türkiye onları bırakmasaydı da ben eylemi bitirecektim."

25 Eylül 1981 tarihli Milliyet'te Paris Büyükelçisi Adnan Bulak şöyle diyor:

"Ermeni teröristlerin saçma sapan istekleri var.Ermenilerle pazarlık yapılamaz.Bu Türk hükümeti'nin politikasıdır."

http://www.milliyet.com.tr/2000/10/15/haber/hab03.html

saygılarımla


Bu iletideki ekleri görmek için gerekli yetkilere sahip değilsiniz.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ASALA Gerçeği
İletiTarih: 09 Ağu 2008 01:36 
Çevrimdışı
Site Sorumlusu
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 21 Ekm 2001 00:01
İleti: 8055
Konum: İstanbul
"Biz insanı değil,bir kurumu,devleti,üniformayı vuruyorduk."
:( :( :( :Homur: :Homur: :Homur:

_________________
-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^
....
sonu olsun diyorum
neyin sonu ama
hiç değilse bu taş basamakların

Turgut Uyar

<><><><><><><><><><><><><><><><><><><>


Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
 İleti başlığı: Re: ASALA Gerçeği
İletiTarih: 28 Eyl 2008 14:12 
Çevrimdışı
Forum Demirbaşı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 22 Ağu 2007 14:59
İleti: 1590
MİT’in öncülüğünde ASALA’ya yönelik düzenlenen operasyonlarda neler yaşandı?Gerçekten iddia edildiği gibi örgüt üyeleri öldürüldü mü?Nereler bombalandı?Ecevit Kılıç’a göre,örgütün dağılmasının üç nedeni var.

Yıl:1973 Yer:Amerika’nın Santa Barbara kenti.Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ve konsolos Bahadır Demir bu kentteki Baltimore Oteli’nin lobisinde Gurgun Yanikiyan adlı Ermeni tarafından öldürüldü.Suikastın arkasında Ermenistan’ın Kurtuluşu İçin Ermeni Gizli Örgütü (ASALA) çıktı.Bu ASALA’nın diplomatlarımıza yönelik ilk eylemiydi.Özellikle 1975’te dünyanın birçok kentinde peşpeşe suikastlar gerçekleştirdi.1982’ye gelindiğinde örgütün öldürdüğü Türklerin sayısı 19’u bulmuştu.Ayrıca 140’ı aşkın da bombalama eylemi gerçekleştirmişlerdi.

ÜÇ AYRI EKİP

8 Ağustos 1982’de bu kez eylem yerleri ilk kez Türkiye oldu.Levon Ekmekçiyan ve Zohrap Sarkisyan,Ankara Esenboğa Havalimanı’nın bekleme salonuna bomba attı,silahla ateş açtılar.9 kişi öldü,82 kişi de yaralandı.ASALA’nın Türkiye’nin başkentinde hem de en çok korunan bir havalimanında eylem yapması büyük yankı buldu.Devlet içinde "Neden bir şeyler yapmıyoruz" sesleri yükselmeye başladı.Ankara’daki eylemden 19 gün sonra bu kez Türkiye’nin Kanada Ottawa Büyükelçiliği Askeri Ataşesi Kurmay Albay Atilla Altıkat’ı öldürdüler.Üstelik ASALA’nın eylemlerinde ilk kez bir asker yaşamını yitiriyordu.Bunun üzerine Kenan Evren,ASALA’yla aktif ve örgütü bitirecek şekilde mücadele edilmesi talimatını verdi.Bu görev de MİT’e verildi.MİT de aynı yılın eylül ayının sonunda büyük gizlilik içinde çalışmalara başladı.MİT’in başvuracağı tek kaynak vardı;Esenboğa eyleminde yakalanan Levon Ekmekçiyan.İlk kez bir ASALA militanı yakalanmıştı.Örgüt hakkında detaylı bilgi verilmesi durumunda idam edilmeyeceği sözü verildi.Ekmekçiyan’ın tutuklu bulunduğu Mamak Cezaevi’ne giden ekibin başında ise MİT’in Cumhurbaşkanlığı’ndaki görevlisi ve Kenan Evren’in damadı Erkan Gürvit vardı.Ekmekçiyan da kendisine verilen bu söz karşılığında tüm bildiklerini anlattı.Ama Ekmekçiyan’a verilen söz tutulmadı;idam edildi.Sonra Ekmekçiyan’ın verdiği bilgiler ışığında ASALA’ya karşı düzenlenecek operasyonları yönetecek isimler belirlendi.Operasyonların sorumluluğu MİT’in dış istihbarat sorumlusu olan Kenan Evren’in kızı Şenay Gürvit,Müsteşar Yardımcısı Süleyman Yenilmez ve İstanbul Bölge Başkanı Nuri Gündeş’e verildi.Operasyonların alan yani eylem düzenleme sorumluluğu ise teşkilatın Dış İstihbarat Daire Başkanı Mete Günyol’a verildi.Sonra da operasyonlarda yer alacak ekipler belirlendi.Avrupa’da eylem yapacak birinci ekibin ülkücü Abdullah Çatlı ve arkadaşlarından oluşturulmasına karar verildi.Çatlı’ya teklifi Mete Günyol götürdü.Bir süre önce İsviçre’de uyuşturucu ticaretinden yeni serbest kalan Çatlı teklifi kabul etti.İkinci ekip için ise Nuri Gündeş MİT elemanı Sabah Ketene’yi önerdi.Önerinin kabul edilmesiyle Ketene de ekibini oluşturdu.Yanına sadece iki Türkmen genç aldı.ASALA’nın Beyrut’taki merkezine yönelik eylemler için de ekip kuruldu.Bu ekip tamamen resmi görevlilerden oluşturuldu;MİT ve Özel Harp Dairesi karışımı.Ekip lideri ise MİT yöneticisi Hiram Abas’tı.Ekip altı kişiden oluşuyordu.

BOŞ KONSER SALONU BOMBALANDI

MİT’çi Sabah Ketene’nin ekibi Fransa’ya Hiram Abas ekibi ise Beyrut’a gitti.Çatlı ve arkadaşları ise zaten Fransa’daydı.Eylemlerde kullanılacak silahlar ise Özel Harp Dairesi tarafından sağlandı.Artık sıra eylemlere gelmişti.İki ayrı ekibin görevlendirildiği Avrupa’da hiçbir şey istenildiği gibi gitmedi.22 Mart 1983’te Paris’te ASALA lideri Ara Toranyan’ın otomobiline bomba konuldu.Ancak bomba patlamadı.Aynı eylem daha sonra yeniden tekrarlandı.Ama yine başarılı olunmadı.Toranyan’ın sonraki yıllardaki açıklamasına göre hedef şaşırılmıştı.Yani Toranyan’ın yerine başka birisinin aracına bomba konulmuştu.1 Mayıs 1984’te Paris’te Henri Papazyan’ın otomobiline konulan bomba da patlamadı.ASALA operasyonlarına katılanların özellikle de Çatlı’nın yaşarken destan gibi anlattığı eylem örgüt liderlerinden Agop Agopyan’ın öldürülmesidir.Oysa Çatlı bu sırada uyuşturucu ticareti suçundan Paris’te cezaevineydi.Pekiyi,bu ekipler hangi eylemleri gerçekleştirdi?Bu eylemler 4 Nisan 1984’te Alfortville’deki Ermeni Anıtı’nın bombalanması,aynı gün bir itfaiye aracının bombalanması ve 25 Kasım 1984’te Salle Pleyel’deki boş bir konser salonun önüne bomba konması gibi küçük birkaç eylemle sınırlı kaldı.Bombalama sonucunda da anıt hafifçe yana eğilmiş ve sadece kaidesindeki haç havaya uçmuştu.Çatlı ve arkadaşları İsviçre’de de benzer eylem girişimleri ise sonuçsuz kaldı.Daha da önemlisi Çatlı’ya mal edilen anıtın,spor salonun bombalanması eylemleri Sabah Ketene’nin ekibi tarafından gerçekleştirilmişti.Bir dönem yaşadığı iddia edilen Agopyan’ın da örgüt içi hesaplaşma sonucu öldürüldüğü bugün artık bilinen bir gerçek.Beyrut’taki ekibin ise eylem gerçekleştirip gerçekleştirmediği bugün bile meçhul.

ÖRGÜT KENDİ KENDİNİ BİTİRDİ

Pekiyi,ASALA MİT’in oluşturduğu bu ekiplerin eylemlerinin sonucunda mı bitti?Örgütün dağılmasının birinci nedeni içlerindeki fikir ayrılıklarıydı.İkincisi israil’in Lübnan’da ele geçirdiği yerlerde örgütün de üsleri bulunuyordu ve artık buraları kullanamıyorlardı.Yani örgütün merkezi bir anlamda darbe yemişti.Üçüncüsü ise ASALA’nın 15 Temmuz 1983’te Paris’te gerçekleştirdiği Orly katliamında Fransızların da hayatını kaybetmesi.Bu eylemle örgüte tepkiler arttı,verilen destek kesildi.ASALA himayesiz kalınca da kendi kendine yok oldu.

http://www.sabah.com.tr/haber,B5E3B51FA ... 3B590.html

Ecevit Kılıç'ın bu yazısı bazı ufak tefek bilgi yanlışlarını barındırsa da öz itibarıyla son derece doğrudur ve benim teşhislerimi de desteklemektedir

konuyu ele aldığı için Kılıç'a teşekkürü bir borç biliyorum

anlatılanlar masal

işte ASALA gerçeği!

saygılarımla


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ASALA Gerçeği
İletiTarih: 10 Oca 2010 15:28 
Çevrimdışı
Forum Demirbaşı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 22 Ağu 2007 14:59
İleti: 1590
Yunanistan’da yayımlanan bir gazete,13 yıl önce Kırıkkale’deki mühimmat fabrikasında meydana gelen patlamanın arkasında Yunan ajanlarının olabileceğini iddia etti.

Yunanistan’da pazar günleri yayımlanan “Proto Thema" gazetesi,“1997 yılında Kırıkkale’deki Mühimmat Fabrikası’nda meydana gelen patlamanın arkasında Yunan casusları olduğundan şüphenildiğini” yazdı.

Gazetenin haberine göre,Yunan ajanlar Vasilis Yanopulos ve Savvas Kalenderidis 1987-1998 yıllarında İzmir’de casusluk yaptı.

Sözkonusu iki casusu “kahraman” diye tanımlayan gazetede;MİT,Yunan Ajan Kalenderidis’in Türkiye’de bir cephane fabrikasının havaya uçurulması olayında yer aldığından şüpheleniyordu.Kalenderidis hakkında ölüm emri çıkarılınca Türkiye’den kaçtı” ifadelerine yer verildi.

Gazete,Yanopulos ve Kalenderidis için "Ege sahillerinden Anadolu’nun derinliklerine kadar on yılı aşkın bir süre içinde sayısız değerli belgeye ulaştılar" diye yazdı.

http://www.haberx.com/Gundem-Haberleri/ ... latti.aspx

böylelikle MİT'in ne koftiden ne tırışkadan sözümona bir istihbarat örgütü olduğu "bir kere daha" ortaya çıkmış oldu

saygılarımla


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ASALA Gerçeği
İletiTarih: 05 Nis 2010 10:39 
Çevrimdışı
Forum Demirbaşı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 22 Ağu 2007 14:59
İleti: 1590
1980'lerin başında Güneş gazetesinin Paris temsilciliğini yapan Vivet Kanetti, kendisiyle birlikte 3 Yahudi kökenli Türk vatandaşı gazetecinin Paris'e temsilci olarak atanmasını "Aslında bizler birer yemdik kanımca" diye anlatıyor

SEVİLAY YÜKSELİR
SABAH

Gazetecilerin MİT ile ilişkisi. MİT'e çalışan gazeteciler konusunun tartışıldığı günlerde sohbet ederken öğrendim Vivet Kanetti'nin Asala terörünün en azgın yıllarında görev yaptığı Paris'te MİT tarafından kullanıldığını. Anlattıkları o kadar ilginç ve çarpıcı geldi ki, üzerine atlayıp, "Bunları muhakkak yazıya dökmemiz, arşive kaydetmemiz lazım" dedim. O da kırmadı beni sağolsun. Yerim kısıtlı, lafı uzatmayacağım. Sizleri Kanetti'nin bir döneme ışık tutan o çarpıcı açıklamaları ile başbaşa bırakacağım...

Nereden aklına geldi Paris'te haber kovalamak? 12 Eylül dönemiydi. Etrafta her anlamda boğucu bir hava. Sanatçılar için de zor geçen yıllar ve Ömer İstanbul'dan uzaklaşmak istiyor. Daha önce ikimizin de ayrı ayrı yaşadığı, onun daha 1968'de sergi açtığı Paris'te karar kıldık. Ancak sürekli bir işe de ihtiyacımız vardı. Çalıştığım Güneş gazetesine, Paris'ten haber geçebileceğimi, onlar için çalışabileceğimi söyledim. 1.5 yıl sürüncemede kaldı teklifim. Hazırlıklarımızı nihayet tamamlayıp Ömer'le gitmeye karar verdiğimiz gün, yayın yönetmenimiz Güneri Civaoğlu, "Madem gidiyorsun. O zaman çalış bize" dedi...

Kim vardı senden önce o görevde? Kimse. Asala'nın eylemleri sadece diplomatları değil gazetecileri de çok tedirgin ediyordu. Kim gitmek ister kendi arzusuyla! Benimki de Ömer'le kurduğumuz yaşam projesinin getirdiği bir gereklilikti.

Diğer gazetelerin temsilcileri kimlerdi? Bir süre sonra Sabetay Varol, Cumhuriyet için çalışmaya başladı... Michel Perlman da Milliyet'e. Rus kökenli ve İstanbullu bir Yahudiydi, Perlman. AFP'nin Rusça Masası'nda çalışırdı öte yandan. Hürriyet'i bir ara Mithat Perin'in oğlu temsil etti. Sonra Artun Ünsal onun yerini aldı. Ama ilk dönemlerimde yani 1982-83'lerden söz ediyoruz, Güneş'in Brüksel temsilcisi Emre Aygen gelirdi ara sıra...

Başka? Sabit olarak, hepsi bu. Asala davalarının kimi duruşmalarını izlemeye Türkiye'den, Avrupa'nın bir başka merkezinden gelenler olurdu. Cengiz Çandar gelirdi mesela. Konuya çok hâkimdi o. Faruk Zapçı bir keresinde Londra'dan 24 saatliğine gelmiş, başında şapka, kamuflajlı vaziyette mahkeme salonuna oturmuş, koridorlarda da öyle dolaşmıştı.

Neden? Bir gün evvel geçtiği habere yazıişleri Ermeniler için, 'Akrepler ve çiyanlar' başlığı atmıştı da ondan!

Onlar korkuyordu peki siz korkmuyor muydunuz? Kendimizi biraz kahraman gibi görüyorduk. Hiç değilse ben o havalardaydım galiba. Demek, Türk gazetecisi olarak benim de hayatım tehlikede, ancak bende artı bir cesaret var filan diye düşünürdüm. Çok sonraları anladım, hayatımın pek de tehlikede olmadığını o sıralar. O günlerde hep tesadüf gibi gelmiştir bana üçümüzünde Yahudi kökenli olması. Çok sonraları başka türlü düşünmeye başladım. Aslında biz birer yemdik kanımca! Belki birileri kuliste şöyle hayaller kurmuştur: "Buyrun. Bunlar da üç Türk gazeteci. Bir de farklı kökenli Türklerden birinin canını acıtın da bakalım dünyada neler oluyor?" Tabii hiçbir şey kesin değil, ama bir laboratuarda böyle bir sorunun ortaya atılmış olabileceğini düşünebiliriz pekala. Ne var ki Ermenilerin en sert kanadı dahi bu laboratuar deneyimine katılmaya heves etmedi.

Peki ne zaman anladın derin devletin sizi kullandığını, ASALA'ya yem ettiğini? Jeton bende çok geç düştü. Sadece 5-6 yıl önce işe bu yönüyle yaklaşabildim. Daha önce ayılmanızı egonuz engelliyor. "İşimi iyi yapıyordum, o kadar ki, onca patron ve genel yayın yönetmeni değişmişken ben hep yerimde kalmıştım. Ayrıca fazla para da almıyordum, benden iyisi yoktu." Böyle uyutuyorsun kendini. Düşünsene, diplomatlar huzursuzdu, Paris'e atanacaklar diye ve atananlar sokağa çıkmıyordu. Tüm bu manzaraya rağmen, sadece işimizi iyi yaptığımız için orada olduğumuzu sanıyorduk! Komik değil mi?

Kullandığına dair başka bir emare var mı? Mesela MİT'ten herhangi bir isim seninle kontağa geçti mi o tarihlerde? Hayır, ama şuna eminim ki, benim Paris'e gitmem için onay verilmişti. Bu kadar hassas bir dönemde ve o günün Türkiye'sinde, MİT'in onayı olmadan bir gazetecinin Paris gibi bir dış merkeze tayin edilebilmesi düşünülebilir mi? Derin güçlerin yaptıklarının, sonuçlarının, bir türlü aydınlığa kavuşamayan şeylerin perdesi aralandıkça daha kolay sorgulayabiliyorsun kendi geçmişini de. Muhtemelen, biz onaylı gitmiştik. Gazeteye talimat vermemişlerdir ama seçenekler arasında bizler okey almıştık!

Bunu o günlerde anlasaydın tavrın ne olurdu? Zor soru Sevilay! Bugün istediğin cevabı sallayabilirsin. Ama burada mühim olan, ayılmamış olmak. Budur ilginç bulduğum. Hiç ayılmayabilirsin de. Hiç birimiz ayılmamış olabiliriz. Mesela ben o zamanlarda kendimi tehlikede sanıyor, cesur buluyordum. Ama karşıdakiler, yani Asala kadroları ve onlara yakın Ermeniler bizim kadar acemi ve uyuyan güzel değillerdi.

Bu söylediğinden, "Her gazeteci farkında olmadan MİT tarafından kullanılıyor olabilir" tezi çıkıyor. 28 Şubat'ta derin devletin hangi gazetecilere nasıl talimatlar verdiği açıklamalarını okuyunca insan ister istemez bunu düşünüyor. Gazeteciler farkında ya da olmadan MİT tarafından pekala kullanılabilir.

Asala meselesi bitince sizin durumunuz ne oldu? Paris kıymete bindi. Aniden Hemingway'in deyimiyle "bir şenlik" oldu. Bilardo topu misali. Sabetay Varol önce Brüksel'e gönderildi, çünkü Mine Kırıkkanat Paris'e tayin edilmişti artık. Sonra Cumhuriyet krize girdiğinde Mine bu kez Milliyet'in temsilcisi oldu; o zaman Perlman da işini kaybetti.

Peki sen ne oldun? Eee Güneş battı! Ve benim de 212 kadrolu gazetecilik dönemim bitti. Ondan sonra da Türkiye ve Türkçeyle daha doğrudan irtibat halinde olacağım işler peşinde koşmak istedim. Edebiyat bu anlamda en cazip alandı. Bir de Aktüel'de röportajlara, sonra da köşe yazarlığına başladım...

http://www.haberx.com/asalaya_yem_olara ... 314975,792).aspx


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ASALA Gerçeği
İletiTarih: 06 Nis 2010 11:11 
Çevrimdışı
Forum Demirbaşı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 22 Ağu 2007 14:59
İleti: 1590
Hücre kapısı dışarıdan otomatik levyenin çekilmesiyle açıldı. Cezaevi müdürü, ziyaretçi odası yerine hücrede görüşeceğimizi söylemişti. Gourgen Yanikian'ı getiren iki gardiyan dışarı çıkınca levye geri çekildi.

Yanikian'la ayakta karşı karşıyayız. Aramızda bir masa, iki iskemle. Tokalaşmaya niyetli değilim. Bir süre süzdü beni. Sonra konuşmaya başladı:

"Ermeni ve Amerikalı gazeteciler röportaj isteğinde bulundular. Kabul etmedim. Buluştuğum ilk gazeteci sensin. Biliyor musun niye?"

Cevabımı beklemeden kendi sorusunu yanıtladı: "Yazılarını bana getirdiler. Olayı en iyi sen anlatmışsın. 'Bizden biri' diyerek talebine olumlu cevap verdim."

Yanikian, 27 Ocak 1973'te Santa Barbara'daki villasına öğle yemeğine davet ettiği Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ile Konsolos Bahadır Demir'i öldüren kişi. Yanıtım kısa: "Ailemde Ermeni yok. Cinayetlerinizi de kınıyorum."

*

Meslek hayatımda karşılaştığım katil, terörist, ağır suçlular arasında görüşürken tedirgin olduğum tek kişi Gourgen Yanikian. Oldukça iri siyah gözleri, 78 yaşına rağmen cüsseli bedeniyle Kızılderili lideri "Sitting Bull"u andırıyor.

Demir parmaklı hücrede, konuşmamızda uzun uzun yaşamını anlatırken sözde Ermeni soykırımında ailesinden kimsenin ölmediğini de söyledi. 1915'te Rusya'da yaşıyorlarmış.

Sonra iki Türk diplomatını nasıl pusuya düşürüp şehit ettiğini ayrıntılarıyla sıraladı.

Görüşmemizin sonunda "Takvimi yedi ay geriye çevirmek mümkün olsa aynı eylemi tekrarlar mıydınız?" dediğimde kahkaha attı: "Bir anlık öfkeye mi kapıldım sanıyorsun, yıllardır planlıyorum bu işi ben. Osmanlı Türkleri bunca Ermeni'ye kıydı 1900'lü yıllarda. Serbest bırakılsam gene yapardım."

Çocukluk, gençlik yıllarımda hayli Ermeni arkadaşım oldu. Okulda, askerlikte yakın dostluklar kurduk. Öz kardeş kadar yakınlaştık birbirimize, has duygularla. Yanikian'ın kin ve nefret dolu bakışlarında ilk kez Ermeni fanatizmini tanıdım.

*

Anılarımdan silinmeyen bir diğer Ermeni ise basında "Ölüm Doktoru" diye tanınan Jack Kevorkian. Emekli patoloji doktoru Kevorkian, iyileşmesinden ümit kesilen Alzheimer, parkinson, kanser, sclerosis hastalarının intihar etmesine yardım ettiği için 1999'da 10-25 yıl arası hapse mahkum oldu. Hüküm giymeden önce Detroit'te buluştuğum Kevorkian'ın çökük avurtları üstünde çukurlarına gömülmüş siyah gözleri de Yanikian gibi ürkütücü idi.

Tıp çevrelerinde mesleğe ihanet ile suçlanan, savcının 'cani' diye nitelediği Ermeni doktor, ilk soruma "Bana Ölüm Doktoru demelerinden memnunum. Yaşamak istemeyen ağır hastaların ıstırabına son vermek suç mu?" diye cevap verdi.

Kevorkian, Himalayalar'a tırmanan, Alzheimer hastası Janet Atkins'i 1990'da damarlarına potasyum klorid enjekte ederek ölüme gönderdi. Ardından 2,5 yıl süreyle Volkswagen minibüsle çeşitli eyaletlere giderek 100'ü aşkın ağır hastanın intiharına yardım etti. "Tıp diploması alırken din, ev, ahlak kurallarına aykırı iş yapmayacağınıza dair yemin ettiniz" dediğimde "Tıp bu dünyada, din öbür alemde" cevabını verdi.

Aleyhinde bir dizi cinayet davası açılan doktor "Amacım Detroit'te bir obitorium (ölüm kliniği) açmak" diyor.

Annesinin Sivaslı, babasının Erzurumlu olduğunu açıklayan Kevorkian, azılı bir Türk düşmanı. 'Soykırım' başlıklı bir tabloyu, kendi kanını boya olarak kullanıp yaptığını söylüyor. Cezaevindeki 'Ölüm Doktoru' 2007'de Af Komitesi karşısına çıkıp erken tahliye isteyecek.

*

Nisan ayında, diasporadaki Ermeniler, başta Amerika, Fransa ve Lübnan, çeşitli ülkelerde sözde soykırımın 89. yıldönümü gösterilerini yapmaya hazırlanıyor. Dışarıda yaşayan Türkler de, karşı gösteriler düzenleyecekler.

Ermenilerin soykırımı kabul ettirme çabaları giderek yoğunlaşıyor. Acaba 1984'te cezaevinde 89 yaşında ölen iki diplomatımızın katili Yanikian olmasaydı, Türk resmi temsilcileri ile kurumlarına suikast ve bombalı eylemler düzenleyen ASALA Adalet Komandoları ortaya çıkar mıydı? Diaspora Ermenilerinin son 30 yıldır süregelen Türk düşmanlığı bu denli körüklenip güçlenebilir miydi?

Ermeni toplumlarında, Yanikian ve Kevorkian gibi fanatiklerin sayısı çok az. Görüşme fırsatı bulduğum yazar William Saroyan, müzisyen Charles Aznavour, fotoğrafçı Yusuf Karsh gibi ünlü Ermenilerde böyle eğilimler tespit etmedim.

Ermeni kökenli Andre Agassi, Cher, George Dökmeciyan, Gary Kasparov, Kirk Kerkorian, Atom Egoyan da fanatik sınıfında değiller.

Gene de, Ermenilerde Türk düşmanlığını yaratma peşinde olan bazı güçler var. Gelecek nesilleri tek yönlü kin ve nefretten kurtarmak gerekiyor.

*Doğan Uluç,19 Mart 2006

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ ... 2006-03-19


------------------------------------------------------------------------------------------

şimdi oturup düşünelim

Yanıkyan-Uluç röportajı Ermeniler tarafından filme çekilmiş dahası ses kaydı da alınmıştır

bu hatırlatmadan sonra söyleyeyim sayın Uluç her şeyi anlatmıyor dahası çok ciddi maddi hatalarda bulunuyor

nedir bunlar

evvela Yanıkyan eylemini şahsına ait villada değil Santa Barbara'daki Biltmore Oteli'nin özel konuklar için ayrılmış küçük yemek salonunda gerçekleştirmiştir

dikkatinizi çekti mi acaba Yanıkyan,Uluç'un röportaj isteğini hadiseyi ele aldığı yazısındaki yaklaşımından dolayı kabul etmiş hatta öyle ki Uluç'un kendilerinden olabileceğini dahi varsaymış

kendisi de bir yazar aynı zamanda da Moskova Üniversitesi'nden mühendislik diploması almış bir entelektüel olan Yanıkyan'ın okuduğunu anlamama ya da yorumlayamama gibi bir sorunu olamaz öyle değil mi

işin doğrusunu ben anlatayım müsaadenizle

sayın Uluç,Yanıkyan'la röportaj imkanını elde etmek için amiyane bir tabir de kullanabilirdim ama yapmayacağım "kozmik bir görüntü vermiş kendine"

röportaj anı gelince de kendi beyanına göre tavrını belli etmiş

Yanıkyan o esnada mülakattan vazgeçebilirdi ancak bir Türk gazetecinin ağzından Türkiye'ye ve Türk halkına sesini duyurmak belli ki kendisine de cazip gelmiş

sayın Uluç,Yanıkyan'ın 1915'de Rusya'da bulunduğunu söylüyor ancak soykırımda ailesinden kimseyi kaybetmediğini öne sürmekle de yanılıyor

zira mahkemesi esnasında Yanıkyan'ın tercümanlığını ünlü yazar William Saroyan'ın amcası Aram Saroyan yapmıştı ve Yanıkyan bu mahkemede akrabalarından 26 kişinin 1915'de öldürüldüğünü söyleyecekti

ayrıca sayın Uluç zaten yanlış olan bu detayı durduk yere vermiş de değil esasında bu eylem gerçekleştirilirken "herhangi bir meşruiyetin varolmadığını" söylemek istiyor

pekiyi farzedelim ki Yanıkyan 1915 jenosidinde ailesinden hiç kimseyi kaybetmemiş olsun bir an için böyle düşünelim iyi de bir insanın ya da yetişmiş bir entelektüelin halkına olan sorumluluğunu yerine getirmesi için bizzat kendisinin de mi mağdur olması gerekiyor acaba...

kanımca böyle bir şart yok

en sonunda ise Yanıkyan'ın yaptığı eylemden pişmanlık duymadığını ifade etmekten ziyade sözümona caniliğine vurgu yapmak istiyor

değerli arkadaşlar

Yanıkyan o iki insanı zevk için öldürmüş değil

Gourgen Yanıkyan,Türklere karşı kör bir düşmanlık içinde olsaydı herhangi bir Türk'ü de öldürebilirdi öyle değil mi California'da rastgele bir Türk bulamaz mıydı kendine kurban olarak

pekala bulabilirdi ama yapmamış kör bir nefrete teslim olmamış

öldürdüğü insanlar kadın mı çocuk mu özürlü mü...

hayır!!!

bu eylemde 78 yaşındaki bir entelektüelin tutkulu romantizmini gördüğümü söylemeliyim

zira Yanıkyan eylemden önce kaleme aldığı 118 sayfalık açıklamasını Kaliforniya’da yayınlanan “California Courrirer” gazetesine gönderiyor gazetenin editörü George Mason mektubun saldırının gerçekleştirildiği gün postaya verildiğini bildiriyor ve metnini açıklıyordu

Yanıkyan mektubunun bir bölümünde şöyle demekteydi:

"Sizler bu mektubu okuduğunuz zaman ben yeni bir savaş biçimi icat etmiş ve bunu uygulamaya koyulmuş bulunuyorum.Önden gidiyorum,bütün Ermeniler peşimden gelsin.Bunu yapacaklarına eminim.Çağımız gösteriyor ki artık sonuç almanın tek yolu şiddet eylemlerinden geçiyor.Ermenilerin uzun uykularından uyanmalarının ve kaba Türklerden onların anlayacağı dille konuşarak haklarını aramalarının vakti geldi.Türk hükümeti ile bu dünyada hiçbir millet münasebet kurmamalı.Türk hükümeti’nin temsilcisi sıfatıyla dünyanın herhangi bir yerinde ortaya çıkan bütün kişiler yok edilmeli.Bunun için de yazarlık kariyerime son veriyorum.Bu karara varmam yıllarca sürdü.Planlarımı yapmak da birkaç aylık vaktimi aldı.Fakat şimdi bütün gemileri yaktım.Artık dönmek yok.Yaşamam için de bir sebep kalmadı."

Yanıkyan gene suikastleri gerçekleştirdiği gün Santa Barbara’da çıkan Newspress gazetesine gönderdiği aşağıdaki mektupta ise şunları söylüyor:

"Yıllardan beri düşünüp taşınıyorum,her şeyi uzun zamandan beri gece gündüz planladım,ama suçu işleyeceğim,sonra da teslim olacağım.Böylece dünyanın dikkati Ermeni kavminin hikayesi ve Türklerin katliamları üstüne toplanmış olacak.Bu yeni biçimde bir savaşın başlangıcıdır.Artık bütün köprüleri yıkıyorum.Benim için dönüş yok.Uğrunda yaşayacağım bir şey kalmadı.Şimdi yazıyı kesip ilk adımı atmak için eyleme geçiyorum."

eylemden hemen sonra da Biltmore Oteli’nin müdürlerinden Barton Clapp’a şu sözleri söyleyecektir yaşlı eylemci:

-"lütfen polisi arar mısınız?"

sonra kendisine uzatılan telefon ahizesine kısacık iki cümle fısıldar:

-“Biltmore Oteli’nde iki kişiyi öldürdüm gelip beni tevkif ediniz!”

bütün bu bilgilerin ışığında açıkça görmekteyiz ki Yanıkyan o yaşına rağmen amacına ulaşmak için kendini feda etmekten kaçınmayan tutkulu bir romantiktir

akranlarının tek düşüncesi üzerlerine küçük abdestlerini sıçratmamakken o emeline ulaşmak için böyle bir planda bulunmuş düşüncesini eyleme dökmüş ve nihayetinde teslim olmuştur

ben o yaşa gelmiş olsam ne yapardım bilemiyorum ancak Yanıkyan'ın o yaşına kadar koruyabildiği romantizmine duyduğum kıskançlığı rahatlıkla ifade edebilirim

eylemin yapılış biçimini eleştirebilirsiniz belki ama ilgili kişi 78 yaşındadır ayrıca başkaları da vaktiyle dalgasını geçerek öldürmüştü birilerini

20 Mayıs 1915 gecesi Pera'da Cercle d'Orient'te Talat,kalleşçe ölüme göndereceği Kirkor Zohrab'ın yanaklarına birer buse kondurmamış mıydı yani

ee o gün Pera'daki Cercle d'Orient'te Talat vardı 27 Ocak 1973 günü Santa Barbara'daki Biltmore Oteli'nin özel konuklar için ayrılmış küçük yemek salonunda da Gourgen Mikhirdich Yanikian işte...

gelelim Kevorkyan'a öncelikle Kevorkyan'ın utanılacak bir iş yaptığını düşünmüyorum umutsuz vak'a haline gelmiş acı çeken hastaların ötenazi haklarını kullanmasına yardımcı olmak hukuken yanlış olabilir belki ama benim insanlığım açısından son derece doğrudur

sayın Uluç,Kevorkyan'ın Türk düşmanı olduğunu iddia ediyor bu öngörülerini de Kevorkyan'ın kendi kanıyla soykırım tablosu yaptırdığı gerçeğiyle desteklediğini sanıyor

ancak gene yanılıyorlar Kevorkyan'ın kendi kanıyla soykırım tablosu yaptırmış olması Türk düşmanı olduğu anlamına gelmez

merhum Saddam da kendi kanıyla Kuran-ı Kerim yazdırmıştı

ee hemen yanı başında Tarık Aziz bulunan Saddam hristiyan düşmanı mıydı yani

değil elbette ama bu mantığa göre öyle olmalı :)

sayın Uluç hem Yanıkyan'ın hem Kevorkyan'ın iri siyah gözlerinden ve bakışlarından ürkmüşler

ürkmeleri normal

zira sayın Uluç siz o gözlerde 1915'i görmüşsünüz efendim

Ermeni Gözleri (Haygagan Açker)

Hangi yüzün üstünde,nerede olursanız olun
Yaşlanmış bir annenin yüzünde veya esmer bir çocuğun yüzünde
Güneşten yüzü solmuş yeni evlenmiş bir kadının yüzünde
Ermeni gözleri,sevimlisiniz siz

Sizler ki o kadar gözyaşı ve acı görmüşsünüz
Nasıl da başardınız yüzyıllar boyunca
Kalmayı bu kadar tatlı,bu kadar güzel
Dünyaya bu kadar güzel bakmayı

*Silva Kaputikyan

saygılarımla
Eklenti:
Gourgen Yanikian.jpg


Bu iletideki ekleri görmek için gerekli yetkilere sahip değilsiniz.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 8 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  
cron
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group
phpBB3 Türkçe: phpBB Türkiye