Sistem saati: 10 Eyl 2010 07:11

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 75 ileti ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3, 4, 5
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Re: M.KEMAL'DEN ERMENİ SOYKIRIMI
İletiTarih: 13 Arl 2009 20:41 
Çevrimdışı
Üye

Kayıt: 09 Arl 2009 16:13
İleti: 25
yaklaşık olaran bir yıldır osmanlı arşiviyle haşır neşir hale geldim. konu ile ilgili görüşümün eskisine oranla daha 'keskin' daha 'katı' olamadığını farkettim. aslında osmanlı ile ilgili tüm yargılarımın yavaş yavaş yıkılmış olduğunu gördüm. şöyle ki; araştırmak istediğim bir konu hakkında hiç alakasız belgelerin bile büyük bir özveriyle ve düzenle kayıt altına alınmış olduğunu görmek çok şaşırtmıştı beni. yahu bir kadının eşşeğini çalan biri hakkında ve o kadın hakkında bu kadar çok belgeye dökülü ifade olur mu demiştim kendi kendime.

anlatmak istediğim arşivde herhangi bir konu hakkında sayısız (tasnifi olanlar) belgeye ulaşabilirsiniz. yazarken bile o kadar özen göstermişler ki şaşar kalırsınız. fakat, 'ermeni olayları' ile ilgili konuşmak istediğinizde bir sessizlik olur. son dönemde hummalı bir çalışma vardı, bir kaç cilt halinde 'ermeni isyanları' hakkında kitap basıldı. peki ya soykırım dediğimde henüz arşivde belgelerin pek de tasnif edilmediğini biliyoruz.

bu kadar özenle işlenen kayıtların arasında elbetteki yed-i emin (emin el) belgelerinin de ortaya dökülmesi gerekmekte. henüz nufus kayıtlarının da ortaya dökülmediğini hesap edersek her iki 'taraf' için de pek kolay olmayan çalışmalar tarihçileri beklemekte... tabi buna 'halaçoğlu' dışında kim gönüllüyse :wink:


Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
 İleti başlığı: Re: M.KEMAL'DEN ERMENİ SOYKIRIMI
İletiTarih: 17 Arl 2009 01:27 
Çevrimdışı
Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 29 Ağu 2009 01:39
İleti: 148
başlık ile gönderilen ilk ileti arasında inanılmaz bir kopukluk var. aslında başlığın kendisinde bu problem var, sanki ''mustafa kemal ermeni soykırımı yapmıştır'' gibi bir anlam içeriyor. gerçi tarihi bir parça bilenler tarafından böyle bir bağın kurulamayacağı açıktır. zira çok tartışılan 1915 olaylarının yaşandığı yıllarda mustafa kemal trakya'da idi. ama yine de bu, başlığın inanılmaz ölçüde ''irrite'' durduğu gerçeğini değiştirmiyor.. :|


Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
 İleti başlığı: Re: M.Kemal'den Ermeni Soykırımı Gerçeği
İletiTarih: 17 Arl 2009 10:24 
Çevrimdışı
Forum Demirbaşı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 22 Ağu 2007 14:59
İleti: 1590
görülen lüzum üzerine bu sayfanın başlığı tarafımca "M.Kemal'den Ermeni Soykırımı Gerçeği" olarak değiştirilmiştir

saygılar


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: M.Kemal'den Ermeni Soykırımı Gerçeği
İletiTarih: 17 Arl 2009 16:17 
Çevrimdışı
Site Sorumlusu
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 21 Ekm 2001 00:01
İleti: 8055
Konum: İstanbul
Eskisinden daha iyi değil bu "düzeltme". Ölü doğmuş bir çaba zaten bu sizinki. Soykırım tezine Mustafa Kemal'le mi dayanak bulacaksınız? İlk iletinizde yer verdiğiniz bir kaç cümlesi ile mi olacak bu? Orada İttihatçılarla süren mücadelenin bir parçası olarak geçiyor konu ve "fezahat" ile "kıtal" sözcükleri kullanılıyor nitelemek için. Fezahat'i açıklamışsınız, kıtal için sözlük anlamı verelim: Muharebe. Kavga. Öldüresiye yapılan karşılıklı harp.

Alıntı:
Mustafa Kemal 6 Mayıs 1920'de Kazım Karabekir'e çektiği telgrafında ise Karabekir'den ''yeniden bir Ermeni kıtali anlamına gelebilecek her türlü girişimden uzak durmasını!'' ister (Kazım Karabekir,İstiklal Harbimiz,s.707)



Ayrıca, bkz.: Tehcir, mukatele, kıtal... Ahmet İnsel, Radikal2, 22.10.2006 >>>>

:|
Not: Bu iletiyi forum üyelerine ve okurlarına karşı olan sorumluluğumuz nedeniyle yazıyorum yoksa Nabuko'nun sabit fikirleriyle tartışılmayacağı hepimizin malumu.

_________________
-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^
....
sonu olsun diyorum
neyin sonu ama
hiç değilse bu taş basamakların

Turgut Uyar

<><><><><><><><><><><><><><><><><><><>


Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
 İleti başlığı: Re: Ermeni Soykırımı Gerçeği
İletiTarih: 17 Arl 2009 19:56 
Çevrimdışı
Forum Demirbaşı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 22 Ağu 2007 14:59
İleti: 1590
sayın Ses'in yazısı sataşma gibi olmuş nedenini de anlayamadım

ortada bana ait sabit bir fikir yok bir halka karşı icra edilmiş jenosid var

ilk yazımı heyecanla karşılayan ifadeler de hala yerinde ayrıca

bütün o yazılarda kişisel katkısını esirgemeyen sayın Taner Akçam hocamıza ise teşekkürü borç bilirim

o birkaç paragraf yazıya "hepsi bu kadar mı" diyerek dudak bükebilirsiniz elbette ama rejimin kurucu lideri egemen paradigmayı ancak bu kadar karşısına alarak Ermeni Soykırımından bahsedebilir

ayrıca burada tam beş sayfa dolduruldu ve sormak isterim hanginizin haberi vardı Halide Edip ile Süleyman Nazif'in Ermeni gerçeğini kabul eden makalelerinden

cevap bekliyorum

dolayısıyla burada havanda su dövmediğimizi ve forumun en kaliteli sayfalarından birini oluşturduğumuzu ifade etmek isterim

yeni başlık ise umarım ihtiyaca cevap verecektir

saygılar


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Ermeni Soykırımı Gerçeği
İletiTarih: 29 Oca 2010 23:06 
Çevrimdışı
Forum Demirbaşı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 22 Ağu 2007 14:59
İleti: 1590
Birleşik Kraliyet’in Galler bölgesi Başbakanı Carwyn Jones’un,Holokost’u Anma Günü’nde "Ermeni soykırımı" açık bir biçimde tanıdığı bildirildi.Böylece,Galler,şimdiye kadar soykırımı tanımayan Londra’ya ters düşmüş oldu.

PanArmenian’a göre,Galler’in yeni Başbakanı Jones,Holokost’u Anma Günü’nde "Ermeni soykırımı"nı açık bir biçimde tanıdı.Haberde,24 Nisan 2001’de dönemin Galler Başbakanı Rhodi Morgan’ın, "soykırım" ın anısına çelenk koyduğu anımsatıldı.

Haberde "Carwyn Jones,Birleşik Kraliyet Başbakanı Gordon Brown gibi İşçi Partisi üyesidir ve İşçi Partisi’nde meydana gelen bu çatlak arkasında Gordon,daha çok baskı altında olacak.Bu tanıma aynı zamanda,Türkiye’nin ret politikasını ne pahasına olursa olsun destekleme politikasının mimarı olan Dışişleri Bakanlığı’nda şok dalgalarını yarattı" yorumu yapıldı.

PanArmenian ayrıca,Galler Ulusal Parlamentosu’nca da 2002 yılında "soykırım"ı tanıdığını anımsattığı haberde "Şimdiye kadar 20 ülke ile 44 abd eyaletinin,1915 yılındaki olayları "soykırım" olarak tanıdığına da dikkat çekti.

http://www.haberx.com/Dunya-Haberleri/O ... anidi.aspx


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Ermeni Soykırımı Gerçeği
İletiTarih: 30 Oca 2010 00:06 
Çevrimdışı
Site Sorumlusu
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 21 Ekm 2001 00:01
İleti: 8055
Konum: İstanbul
Nabuko demişki:


>>>>
Eklenti:
PanArmenian.JPG


Bu iletideki ekleri görmek için gerekli yetkilere sahip değilsiniz.

_________________
-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^
....
sonu olsun diyorum
neyin sonu ama
hiç değilse bu taş basamakların

Turgut Uyar

<><><><><><><><><><><><><><><><><><><>


Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
 İleti başlığı: Re: Ermeni Soykırımı Gerçeği
İletiTarih: 30 Oca 2010 02:02 
Çevrimdışı
Forum Demirbaşı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 22 Ağu 2007 14:59
İleti: 1590
ben başka bir şey mi söyledim .?


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Ermeni Soykırımı Gerçeği
İletiTarih: 08 Mar 2010 20:23 
Çevrimdışı
Forum Demirbaşı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 22 Ağu 2007 14:59
İleti: 1590
Katledenin Değil Kurtaranın Tarihi!

“Tarih” böyle bir şey mi?
Bir oy farkla öyle değil şöyle tescil edilecek…
“Yahudi lobisi” severse şöyle, kızarsa.böyle isim konacak…
ABD Başkanı sallarsa bu biçimde, şeyderse şu biçimde anlaşılacak…
Askeri ihaleyle takas edilecek…
Öteki kefeye üs, tezkere, işgal ortaklığı, istilalara asker konacak bir şey mi “tarih”.
“Vicdan” böyle bir şey mi?
Bir toprağın, bir devletin, milletin, halkın “vicdanı” böyle bir şey mi?
“Trajedi, acı, kırım, kıyam” böyle bir şey mi?

***

Yıllarca bezirgan gibi Kongre kulisinde “lobi” ile kovalarsanız tarihi…
O da sizi adi pazarlıklarda “bobi” ile kovalıyor.
Yıllarca üstünüzdeki (ya da yıkılan) tarih ve vicdan yükünden “bu dönem de” sıyırmak için takasa girmişseniz…
O da sizi “bir elde takas bir elde makas, intikam, misilleme” ile kovalıyor.
Hiç günah üstlenmediğiniz için, sanki dünyanın bütün günahlarını toplayıp çullanıyor!

***

“Bay Herman Berman” oyunu başka türlü kullansa…
Bu topraklarda doğmuş, ölmüş yüzbinlerce Ermeni, Türk ve Kürt’ün trajedisi değişecek miydi?
“Bay Herman Berman”ın aklı “one minute” intikamıyla meşgul olmasa…
Komşu katledenlerin tarihte açtığı kadim vahşi yara da…
Saklayıp kurtaranların tarihe attığı sessiz insani imza da değişecek miydi?

***

O zamandan beri “emperyalizm ve tahakküm” sofralarının acımasız, ikiyüzlü, vicdansız menülerine yazılmış “tarih”i, sadece onların yorumuna bıraka bıraka daha rezil duruma vesile olmadık mı?
Kendisiyle yüzleşemeyen, sözde “koptuğu” Osmanlı ve İttihat Terakki’nin günah hanesindeki bir trajediyle hesaplaşamayan kör, sağır ve dilsiz bir tarih yazmaya kalkıştık.
“Türklerin (ve Kürtlerin) katlettiği Ermeniler”in cesetlerini örtmek için “Ermenilerin katlettiği Türkler (ve Kürtler)”in cesetlerini sıralamaktan daha iyi yol bulamadık.
Herkesin ceset kapıp geldiği bir “piyasa”da kazanmayı ummak gibi süfli bir yol!

***

Oysa, “Cumhuriyet”…
O günlerle (de) hesaplaşabilirdi…
Madem ki Osmanlı ile kopuşun cumhuriyetiydi.
İttihat Terakki ile (de) hesaplaşabilirdi…
Madem ki “Cemiyet”ten kopuşun da cumhuriyetiydi.
Madem ki, milletin silkinişinin, kendini yeni baştan kuruşunun cumhuriyetiydi, komşusunun canını mülke, servete, gaspa çevirenle de ahlaki, cumhuriyetçi hesaplaşması olmalıydı.
(Yeri gelmişken: Malta Sürgünleri İngiliz emperyalizmi icraatıydı; içlerinde tümü “Ermeni meselesi” sorumlusu filan değildi. Baykal bunu güncel durum için dile getirirken, unutuyor ki, bir kısmı Malta’da değil, onlara kısmen hep şüpheyle bakmış Atatürk’ün İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı; kimi idam edildi!)

***

Bir izahınız olmalı. Sizin de bir hakikat ifadeniz, tarih yorumunuz olmalı.
Osmanlı ve İttihatçı yükünü, hala milyonlarca çocuğa bile yükleyen, intikamcı, nefret dolu, parsacı, tahakkümcü, ikiyüzlü, karşı görüşü yasaklayan her tür merkeze karşı, toptan inkarınız değil; önce esaslı vicdanınız, sonra sağlam isyanınız olabilmeli.
Halbuki bilmek, tartışmak, duymak, konuşmak istemiyoruz hala.
“Tarihçilere bırakıp” tarihçinin farklı şey söyleme ihtimalini de istemiyoruz.

***

Burası sadece komşu katledenler ülkesi değil ki.
Hrant Dink’in kendi ölümünü görmeden anlattığı üzre, tehcirde terk ettiği Sıvas’a yıllar sonra gelip orada can veren Ermeni teyzeyi köyüne gömmek isteyen; tereddüt eden kızına "Annen burda kalsın kızım, su çatlağını buldu" diyenlerin ülkesi.
Komşu çocuğunu vahşet elinden kaçıranların, saklayanların, büyütenlerin de ülkesi.
“Herman Berman pazarlıkları” da, “toptan inkar” da, o kahraman ve iyi insanlara da tarihi ayıp!
Esas “tarihi trajedi” en iyi onlar üstünden anlaşılıp yazılabilir belki de.

*Umur Talu
utalu@htgazete.com.tr

http://www.haberturk.com/haber.asp?id=2 ... 2010/03/07


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Ermeni Soykırımı Gerçeği
İletiTarih: 08 Mar 2010 23:31 
Çevrimdışı
Site Sorumlusu
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 21 Ekm 2001 00:01
İleti: 8055
Konum: İstanbul
Alıntı yazının tümü olsa iyi ama o olmasa da ilk paragrafı özellikle Ermeni diasporası denilen soyut kimliğin soyut kulağına da aksa keşke.

_________________
-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^
....
sonu olsun diyorum
neyin sonu ama
hiç değilse bu taş basamakların

Turgut Uyar

<><><><><><><><><><><><><><><><><><><>


Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
 İleti başlığı: Re: Ermeni Soykırımı Gerçeği
İletiTarih: 09 Mar 2010 09:35 
Çevrimdışı
Forum Demirbaşı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 22 Ağu 2007 14:59
İleti: 1590
otokton Ermeniler hangi tarihi yaşamışsa diaspora Ermenileri de onu yaşadı

şu diaspora ayrımına nokta koyulmalı artık

diaspora kimin diasporası?

soykırıma maruz kalmış Ermeni milletinin diasporası!!!

hadise budur

Rober Koptaş'ın konuyla ilgili makalesi aşağıdadır:

Diasporanın Ahını Almak

Ermenistan’la Türkiye arasındaki sınırın açılması, diplomatik ilişkilerin başlaması, iki ülkenin sorunlarını çözmek için diyalog sürecini başlatmaları, gelecek için umut verici gelişmeler. Elbette ki, barıştan yana olan herkes, bugüne kadarki ilişkisizliğin son bulmasını, halkların birbirleriyle daha çok temas etmesini, gelecek nesillerin nefretten uzak bir şekilde yetişmesini arzu ediyor ve bu yönde atılacak adımları gönülden destekliyor.

Ancak, gerçek bir barışmayı, salt devletler düzeyinde, salt diplomatik görüşme ve anlaşmalarla sağlamak mümkün olmadığına göre, Ermenistan, Türkiye ve diasporadaki dinamiklerin yakından takip edilmesi ve toplumların nabzının iyi tutulması, hayati önem taşıyor. Bu bakımdan, Türkiye’de diasporadan protokollere gelen tepkilerin algılanma ve yansıtılma biçimi, diaspora gerçeğini ve diasporanın içinde bulunduğu ruh halini anlamama yönündeki ısrar ve inat, Türkiye’nin Ermenilerle gerçekten konuşmayı aslında pek istemediğini ve buna hazır da olmadığını gösteriyor.

Protokollere en sert ve ağır tepkiler, haftalardır yazılıp çizildiği gibi, diasporadan geldi. Dünyanın dört bir yanına dağılmış olan Ermeniler, gösteriler, bildiriler, protesto metinleri ve kampanyalarla protokollerin imzalanmaması yönündeki isteklerini haykırdılar. Diasporadaki toplulukların bu sert itirazı, başta Serj Sarkisyan olmak üzere, protokollerle ilgili görüşmeleri yürüten Ermenistanlı yetkilileri ihanetle suçlamaları, Türkiye’de diaspora hakkındaki mevcut önyargıları da iyice su yüzüne çıkardı. Diasporanın tavrı Türkiye’de, ‘Ermenilerin’ aslında ne kadar milliyetçi, ne kadar uzlaşmaz, ne kadar radikal, ne kadar şahin, ne kadar Türk düşmanı olduklarını gösterme vesilesi olarak kullanıldı, kullanılıyor. Ermenilere ilişkin tüm önyargılar, uygun ortamı bulmanın vermiş olduğu rahatlıkla, diaspora eleştirisi kılıfında dile getiriliyor.

Hangi vicdana sığar?

Sınırın açılması, yıllardır beklediğimiz, arzu ettiğimiz, hayalini kurduğumuz bir gelişme. Ancak bu hayale yaklaşmış olmanın verdiği mutlulukla tarihsel haksızlıkların gözardı edilmesi, üzerinin örtülmesi ve dahası, diasporada yaşayan, yaşamak zorunda bırakılan Ermenilerin seslerinin bastırılması karşısında, itirazımızı ortaya koymak, hem insani, hem de vicdani sorumluluğumuz olmalı.

Diasporanın protokollere yönelik tepkiselliğinin ardında yatan psikolojik faktörleri, bu tepkiselliğin tarihsel arka planını gözlerden ırak tutarak, Türklerin yücegönüllülüğü, iyiniyeti, hoşgörüsü, yapıcı tavrına karşılık Ermenilerin katılığını, kalın kafalılığını koyup, Türklük gururunu okşayacak yayınlar yapmak, Taraf gazetesinin yaptığı gibi ‘Diaspora çıldırdı’ gibi insafsızca başlıklar atarak yangını körüklemek, çıkar yol olmadığı gibi, haksızlıkları da derinleştiriyor.

Evet, iki ülke arasındaki ilişkilerde bir balayı yaşanırken bir süre durup bunun tadını çıkarmak istiyor insan. Ancak, geleceği bugün yapıp ettiklerimiz şekillendirdiğine göre, binanın sağlam olup olmayacağını bugünden üst üste koyacağımız tuğlalar belirleyeceğine göre, bu balayı havasını biraz bozmanın, aykırı sesler çıkarmanın zamanıdır.

Diaspora hakkında söz söyleyecek Türklerin, eğer biraz olsun vicdan taşıyorlarsa, diaspora lafını ağızlarına almadan önce oturup şu soruların yanıtını düşünmelerinde, üstelik kırk düşündükten sonra bir konuşmalarında yarar var:

Diasporanın nasıl oluştuğunu, 1915’te yaşananlar olmasaydı bugün diaspora dediğimiz insanların bugün birer Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olacağını, bu insanların, buradan, bu topraklardan, Sivas’tan, Malatya’dan, Diyarbakır’dan, Tekirdağ’dan, Samsun’dan dünyanın dört bir yanına dağıldığını, ve bunun sebebinin yine bu topraklar üzerinde üğradıkları insalıkdışı tavır olduğunu hatırda tutmadan, diaspora hakkında söz söylemek hangi vicdana sığar?

Bu insanların, tehcirden, katliamdan canlarını kurtarmış; belki ana babalarının gözleri önünde katledildiğini, tecavüze uğradığını görmüş; Halep, Beyrut yetimhanelerinde yokluk içinde büyümüş; Batı ülkelerinde ucuz işgücü olarak yıllarca sömürülmüş; bu arada hayata tutunmaya, dillerini, dinlerini, kültürlerini yaban ellerde yaşatmak için çabalamış; ‘Beyaz Soykırım’ olarak adlandırdıkları asimilasyona karşı durmaya çalışmış kuşakların evlatları olduğunu unutarak diaspora hakkında söz söylemek hangi vicdana sığar?

Yerinden yurdundan edilmiş, mülklerine, topraklarına el konmuş, okulları, kiliseleri yağmalanmış, yıkılmış, cami, kaymakamlık binası, ahır, silah deposu yapılmış bu insanlardan kalan mülkler üzerinde güzel güzel oturup, diaspora hakkında söz söylemek hangi vicdana sığar?

Türkiye devleti onyıllardır yaşanan acıları inkâr eder, bu topraklar üzerindeki Ermeni varlığının izlerini silmeye çalışır, gözlerinin içine baka baka bu insanlara, “Hayır, siz öldürülmediniz, sizin malınıza el konmadı, sizin buralarda hakkınız yok, aksine siz öldürdünüz, haindiniz, vatanı sattınız” derken, diaspora hakkında laf söylemek hangi vicdana sığar?

Diaspora onyıllardır bütün enerjisini bu acıların kabul edilmesine, Türkiye devletinin inkâr ettiği gerçeklerin dünya kamuoyu tarafından duyulmasına harcar ve bu nedenle gerçek bir delilik haliyle yaşamaya; darmaduman edilmiş bir halkın çıldırmış çocukları olarak, köklerinden koparılmış ve artık yaşamayan bir kültürün ölüsünün başında nöbet tutmaya mahkûm edilirken, yan yana gelmiş iki Ermeni anadillerini bile doğru dürüst konuşup anlaşamazken, onların siyasi sığlıklarından, öngörüsüzlüklerinden, basiretsizliklerinden şikâyet etmek hangi vicdana sığar?

Ha Yeniçağ,ha Taraf

Yukarıdaki sorular aynı minval üzere çoğaltılabilir. Bütün bu sorulara ve olası yanıtlarına rağmen, diasporanın yanlış bir yol tuttuğu, doğru bir strateji izlemediği de savunulabilir ve bu görüşlere saygı duyulur. Ancak, 14 Ekim tarihli Taraf gazetesinin, “Ha Bahçeli ha diaspora” manşetiyle yaptığı gibi, bunca acıdan sonra diasporayı bilinçli olarak şeytanlaştırmak, ancak ve ancak ahlaksızlıkla açıklanabilir.

Bu ahlaksızlık karşısındaki isyan ve çaresizliğimizi, ancak “Başınıza diaspora kadar taş düşsün” sözü ifade edebilir.

*Rober Koptaş,Agos,14 Ekim 2009

http://www.nefretsoylemi.org/detay.asp? ... lum=sizden

saygılarımla


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Ermeni Soykırımı Gerçeği
İletiTarih: 12 Mar 2010 09:58 
Çevrimdışı
Forum Demirbaşı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 22 Ağu 2007 14:59
İleti: 1590
abd Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nin ardından,AB ülkelerinden İsveç'te parlamento "Ermeni Soykırımı"nın tanınmasını öngören tasarıyı kabul etti.Başbakanlık,tasarının kabulünü kınayarak,17 Mart 2010'da gerçekleştirilmesi öngörülen Türkiye-İsveç Zirvesi ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bu ülkeye yapacağı ziyaretin iptal edildiğini bildirdi.

İsveç Parlamentosu'nda yapılan oylamada, "Ermeni Soykırımı"nı tanınmasını öngören tasarı,bir oy farkla kabul edildi.

İsveç Parlamentosu Genel Kurulu'nda gerçekleşen görüşmelerin ardından yapılan oylamada çeşitli partilere mensup milletvekilleri oy kullandı.Yapılan oylamada 130 milletvekili "hayır",131 milletvekili ise "evet" oyu kullandı.Böylece "soykırım" tasarısı,İsveç Parlementosu'nda bir oy farkla kabul edilmiş oldu.

Bu yöndeki tasarıların daha önce İsveç Parlamentosu'nun gündeme geldiği ancak her defa reddedildiği anımsatılıyor.Nitekim,2008 yılında yapılan oylamada tasarı,37'ye karşı 245 oy ile reddedilmişti.

Hükümet Karşı Çıktı

Dışişleri Bakanı Carl Bildt başta olmak üzere,merkez sağ koalisyon hükümetinin,Türkiye ile çok iyi olan ilişkilerin bozulacağı kaygısı ile tasarıya karşı çıktığı ancak tasarıya destekleyen parlamenterler arasında iktidardaki partilerin üyeleri de yer aldığına dikkat çekiliyor.Bu arada,ana muhalefet partisi,Sosyal Demokrat Partisi'nin çok sayıda milletvekilinin tasarı lehinde tutum aldığı hâlbuki partinin önceki yıllarda bu doğrultuda tasarılara karşı tavır aldığı anımsatılıyor.

Oylama öncesi Ermeni örgütleri ve Ermenistan'daki siyasi partilerin İsveçli parlamenterleri ikna amacıyla yoğun faaliyetler gösterdi.

Türkiye de,özellikle Stokholm Büyükelçisi Zergün Korutürk'un aracılığıyla,İsveç nezdinde girişimlerde bulunacak ilişkilerin olumsuz etkileneceği uyarılarında bulundu.Bu arada,İsveç'teki Türkler de tasarıya karşı protesto eylemlerini yaptı.

Değişik partilerden 15 milletvekili tarafından sunulan tasarıda Ermenilerin yanı sıra Asurilerin,Keldanilerin,Pontus Rumlarının ve diğer Hristiyan azınlıklarının,Osmanlı İmparatorluğu döneminde "soykırım"a uğratıldığı iddia ediliyor.

Tasarı ilk olarak Parlamento Dışişleri Komisyonu'nda görüşülmüş ve reddedilmesi yönünde tavır benimsenmişti.

Şimdiye kadar 1915 olayları,yirmi ülkede "soykırım" olarak tanındı.abd'de ise kırkı aşkın eyalet de,aynı yönde kararlar aldı.

Erdoğan'ın İsveç Programı İptal Edildi

Başbakanlık,İsveç Parlamentosu'nda,Ermeni iddialarının tanınmasını öngören karar tasarısının kabul edilmesini kınayarak,17 Mart 2010'da gerçekleştirilmesi öngörülen Türkiye-İsveç Zirvesi ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bu ülkeye yapacağı ziyaretin iptal edildiğini bildirdi.Başbakanlık ayrıca,Stokholm Büyükelçisinin istişareler için Ankara'ya çağrıldığını belirtti.

http://www.haberx.com/isvec_soykirim_ta ... 310725,725).aspx

İsveç Parlamentosunu kutluyorum

:^


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Ermeni Soykırımı Gerçeği
İletiTarih: 25 Mar 2010 10:46 
Çevrimdışı
Forum Demirbaşı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 22 Ağu 2007 14:59
İleti: 1590
İttifakın Perde Arkası

Avagyan ve Minassian kitapta, Taşnak ve Hınçak partilerinin İttihat ve Terakki ile olan inişli çıkışlı ilişkileri üzerinde duruyor ve bu konuyu derinlemesine irdeliyor

AYŞE HÜR (Arşivi)

19. yüzyılın son çeyreği ile 1915 Ermeni Tehciri arasındaki süreç Ermenilerin Osmanlı devletiyle ilişkilerinin en çok merak edilen ve tartışılan dönemi. Bugüne kadar en çok, Ermenilerin devlete ihanet ettiği yolundaki iddialar ve bunlara verilen korkunç cevaba ne ad verileceği tartışıldı. Ermeniler ve İttihat ve Terakki-İşbirliğinden Çatışmaya adlı iki yazarlı kitap ise işlerin nasıl bu noktaya geldiği sorusuna cevap arıyor. Editörlüğünü Rober Koptaş'ın yaptığı kitap, küçük bir fotoğraf ve belge arşivi ile desteklenmiş. Yazıya ayrılan yer bir kitap eleştirisi açısından yetersiz olduğu için tanıtım yazısıyla yetinmek zorunda kalışım umarım anlayışla karşılanır.
Yazarlardan Arsen Avagyan'ın 'İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Ermeni Siyasi Partileri Arasındaki İlişkiler' başlıklı doktora tezinde, Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte Osmanlı devletinde yasal olarak faaliyet göstermeye başlayan Devrimci Hınçak Partisi (1909'dan sonra Sosyal Demokrat Hınçak), Taşnaksutyun (Ermeni Devrimci Federasyonu-EDF), Veregazmyal Hınçak Partisi ve Anayasal Ramgavar Partisi'nin tarihçeleri ile, bu partilerin liberal Prens Sabahaddinciler ve İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) başta olmak üzere dönemin siyasal aktörleri ile ilişkileri inceleniyor. Klasik ve modern Türk, Ermeni ve Rus yazarların eserlerinin yanı sıra Hınçak partisinin önemli isimlerinden Isdepan Sabah-Gülyan'ın ve Anayasal Ramgavar partisinden Ardag Tarpinyan'ın anılarından yararlanan yazarın, Gürcistan Merkez Tarih Arşivi, Rusya Devlet Askeri Tarih Arşivi, Rusya İmparatorluğu Dış Siyaseti Arşivi gibi epey uzak olduğumuz kaynaklardan yararlanması yazının değerini arttırıyor.

Bölünmüşlük Ermenileri Zayıflattı

Avagyan, Ermeni partilerinin toplumsal ve etnik sorunları imparatorluk içinde kalarak çözme konusunda önemli bir gayret içinde olduklarını düşündüren yazısında, Taşnaksutyun'un ve İTC'nin bu ittifaktan ne umduğu, başta Hınçak Partisi olmak üzere diğer kesimlerin itirazlarının nerelerden kaynaklandığı sorusuna cevap arıyor. İTC'nin devrime giden yolda halk desteğine sahip olmadığı için, Balkanlarda Makedonsko Odrinska Cemiyeti, Doğu'da ise Taşnaksutyun'la ittifak kurmak zorunda kaldığını ileri süren yazar, 27-29 Aralık 1907'de Paris'te yapılan İTC kongresinde Ermeni Malumyan, Prens Sabahaddin ve Ahmet Rıza'nın başkanlık yaptığı oturumlarda bu ittifakın nasıl doğduğunu, Kanuni Esasi'nin ilanında Taşnaksutyuncuların rollerini, 1908 Devrimi ile Doğu'da toplumsal ve ekonomik hayat hızla iyileşirken, Ermeniler, Türkler ve Kürtler arasındaki ilişkilerin nasıl karmaşık bir hâl aldığını belgelere dayanarak anlatıyor. Avagyan'a göre, İTC ile Taşnaksutyun arasındaki flörtün olumlu sonuçları görüldükçe, İTC yerini sağlamlaştırırken Taşnaksutyun'un Ermeni halkı arasındaki prestijini arttı ancak bu durum başta Patrikhane ve Hınçaklar olmak üzere, toplumun diğer kesimleri ile ilişkilerin bozulmasına neden olmuştu. Yazara göre bu bölünmüşlük Ermeni toplumunun öz savunmasını zayıflattı ve ileriki yıllarda yaşanan kötü olayları adeta davet etti.

İkinci yazar Gaidz F. Minassian'ın 'Birinci Dünya Savaşı Öncesinde İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Ermeni Devrimci Federasyonu Arasındaki İlişkiler' başlıklı makalesi, bazı bölümlerini tek kaynağa dayandırması ve belli belirsiz EDF (yazar Taşnaksutyun yerine EDF demeyi tercih ediyor) yanlısı yorumları yüzünden eleştirilebilirse de (bu tutum Avagyan'ın da belli belirsiz İTC'yi haklı bulan tavrı ile birleşince adalet adına iyi bir işlev görüyor) bugüne dek pek günışığına çıkmamış olan EDF kaynaklarını kullandığı için önemli bir yazı. Yazar, ağırlıklı olarak EDF'nin ılımlı kanadından Vahan Papazyan ve Mikayel Varantyan'ın; radikal kanadından Rupen Ter Minasyan ve Karekin Pastırmacıyan'ın (Armen Garo) anılarına; EDF'nin yayın organı Troşag 'a ve bazı Ermenice tarihçelere dayanarak kaleme aldığı yazısında her iki partinin de, modernleşme süreci içinde kimlik krizleri geçiren toplumlarda yeşeren, belli bir olgunluğa erişmiş hareketler olmalarına karşın, gizlilikten geldikleri için rejimi dönüştürmeyi başaramadıklarını söyleyerek barışın ıskalanmasının suçunu iki tarafa paylaştırıyor. Bu noktada, Minassian, İTC'yi hem mason locası, hem komitacı çetesi, hem devrimci örgüt, hem de modern anlamda bir parti olarak tanımlayarak, İTC'yi parti olarak nitelemenin 1915 tehcirini anlamlandırma açısından yanıltıcı olacağını düşünen Avagyan'dan ayrılıyor. Ancak her iki yazarın ne İTC'yi ne de Ermeni partilerini ideolojik ve kurumsal anlamda yeterince analiz etmedikleri görülüyor.
Yazarlara göre Abdülhamid'in otokratik yönetimine karşı ittifakla işe başlayan iki parti arasındaki ilk kopuş 1908 devriminden sonra İTC'nin Abdülhamid'in hallinden vazgeçmesi ile başladı, 1909 Adana Olayları'nda İTC'nin şaibeli rolü ile devam etti, ardından 1912'ın meşhur Sopalı Seçimleri'nde İTC'nin bütün sözlerinden dönmesi ile derinleşti. Bu süreç içinde onbinlerce Ermeni'nin hayatını kaybettiği, mal ve mülkünü Kürtlere ve Türklere kaptırdığı 1894-95 Sasun ve Urfa Olaylarının zararlarının tazmin edilmemesinin, siyasi, idari ve hukuki reformların yapılmamasının, Ermeni tarafında yarattığı hayal kırıklığı özellikle Minassian'in makalesinde oldukça ayrıntılı biçimde ele alınmış.

Kirkor Zohrap'ın Yorumu

Bütün olumsuzluklara rağmen bu ilişkiler öylesine girift hâl almış olmalıdır ki, binlerce Ermeninin yaşamını kaybettiği 1909 tarihli Adana Olayları tabiri caizse taraflar arasındaki balayına nokta koyduğu halde, 1909 yılının Mayıs ve Ağustos ayları arasında 158 kanun ve tasarı İTC ve Taşnakçıların ittifakıyla meclisten geçmiştir. Bu aymazlık, Avagyan'ın ima ettiği gibi Taşnaksutyun'un oportünizme düşmesi mi demektir, yoksa Minassian'ın dediği gibi Taşnaksutyun Meşrutiyet'e fazla mı bel bağlamıştır bilinmez ama en doğru yorumu ılımlı mebus Kirkor Zohrap yapmış gibi görünmektedir: "İslam unsuru yüzlerce yıla dayanan ülkeyi kendisinin yönettiği kanaatini kolayca bırakamaz. Bu alışkanlığın değişmesi için zamana ve çok çalışmaya ihtiyaç var... Hem işbirliği yapabileceğimiz daha liberal bir parti var mıdır? Ahrar ve Mutedil Hürriyetperveran partilerinin yönetimleri dinci ve gerici unsurlarla dolup taşmaktadır. Üstelik unutmayalım ki İTC iktidardadır. Eğer düşüncelerimiz bizi onlara itmiyorsa, çıkarlarımız bunu zorluyor. Siyasette, yalnız duygularla ilerlenmez." Siyasi yaşamı tarafları uzlaştırmakla geçen Kirkor Zohrap'ın 21 Mayıs 1915'de önce Adana'ya, sonra da Halep'e doğru yola çıkarılıp, yolda başı bir kayayla parçalanarak öldürülmesine kitapta değinilmeden geçilmesi ise yazarların 1915 Tehciri ile ilgili tek bir laf etmeme kararlılığının kanıtı gibidir.
Yazarların bir diğer tezi de İTC ile muhalifi Hürriyet ve İtilaf Fırkası (HİF) arasında ciddi bir ideolojik fark olmadığı gibi, çoğu zaman EDF'den daha uzlaşmaz bir tutum takınan Hınçakçıların EDF'ye muhalefetlerinin ideolojik olmaktan ziyade kişisel nefret ve çekişmeye dayalı olduğu yönünde. (Avagyan, dönemin etkisiz aktörü, Anayasal Ramgavar Partisi'ni bu açıdan farklı yere koyuyor.) Bu durumun, Ermeni siyasal kültürünün bir sonucu mu yoksa İTC'nin ve egemen Turk unsurunun izlediği böl-yönet politikalarının bir sonucu olduğu meselesi kitapta yeterince incelenmemiş ne yazık ki.

Tartışmayın,Olan Biteni Anlayın

Minassian'ın makalesinin son bölümünde, Avagyan'ın tamamen ihmal ettiği bir konuya, Rusya'nın gerek Çarlık siyasetleri gerekse sosyalist ideoloji bağlamında Ermeni milliyetçi hareketine etkileri konusunda ipuçları var ama bu alanın hâlâ yazarını beklediği görülüyor. Panslavizm ile Pan Türkizm gibi güçlü iki akım arasında sıkışıp kalan Taşnaksutyun'un, İTC ile 1914 yılında yürüttüğü yoğun pazarlıkların son derece ayrıntılı dökümü ise meraklılarını tatmin edecek düzeyde. Bunlara bakılırsa, radikal kanattan Armen Garo'nun itiraf ettiği gibi, 1909'dan itibaren Osmanlı imparatorluğunun gerçeklerini iyi bilmeyen Rusya'lı ve Kafkasyalı devrimci kadrolar parti politikalarını giderek sertleştirirken, Taşnaksutyun'un yönetici kadrolarının alınan dönemeçleri yorumlamakta, siyaseti ve toplumu dönüştürücü politakalar üretmekte başarısız olmuşlar. İTC'nin kabahatlerini tesbit etmek de bizlere düşüyor.
1914'e gelindiğinde iyi bir sınav vermeyen ittifak artık kimseye umut vermemektedir. İTC'nin iktidarı, artık Taşnaksutyun payandası olmadan elinde tutabileceğine inanması; Taşnaksutyun'un ise uluslararası güçler dengesinin Ermeniler açısından gayet elverişli olduğuna dair aşırı iyimserliği, 1914'ün sonlarında iplerin kopmasına neden olacaktır. Hınçaklar ise zaten epeydir silahlı mücadelenin hazırlığı içindedirler. İTC'nin Ermenilere reva gördüğü ceza, bu hataların bedeli olamayacak kadar korkunçtur ama iki yazarın 1915 Tehciri'ni tartışmak yerine, olan biteni anlamak için tarihe soğukkanlılıkla nasıl bakılabilir konusunda güzel bir örnek sunmakla yetinmeleri şu günlerde sıcak tartışmaların eşiğinde olan taraflara önemli bir mesaj gibi görünüyor. Umarız bu mesaj yerine ulaşır.

*ERMENİLER VE İTTİHAT TERAKKİ
İşbirliğinden Çatışmaya
Arsen Avagyan/ Gaidz F. Minassian

http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php? ... berno=4370


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Ermeni Soykırımı Gerçeği
İletiTarih: 29 Mar 2010 09:17 
Çevrimdışı
Forum Demirbaşı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 22 Ağu 2007 14:59
İleti: 1590
KİRKOR ZOHRAB EFENDİ

hani hep bir geyikten demvurulur "soykırım yalan Osmanlı arşivleri de böyle diyor" acaba öyle mi

birilerinin nedense o çok güvendiği Osmanlı belgeleri de soykırım diye basbas bağırıyor aslında

Aralık 1918 tarihli Yeni Gün gazetesinde Kirkor Zohrab'ın tutuklanıp sürülmesi ve ardından katli teferruatlarıyla birlikte anlatılmaktadır

öncelikle Zohrab'ı tanıyalım

Kirkor Zohrab (1861-1915) Ermeni yazar,hukukçu,gazeteci ve politikacıdır Osmanlı Mebusan Meclisi'nde milletvekilidir etliye sütlüye karışmaz dönemin etkili Ermeni fraksiyonlarından Taşnak olsun Hınçak olsun veya Ramgavar hiçbirine dahil değildir

bu değerli aydın Mayıs 1915'de tutuklanıp sürgüne gönderilecek aynı yılın Temmuz başında da Urfa'da Çerkez Ahmed adındaki İttihatçı tetikçisi tarafından hançer darbelerinden sonra kafası taşla ezilmek suretiyle katledilecektir

24 Nisan 1915'de İstanbul'da bulunan çok sayıda Ermeni ileri geleni ve aydın tutuklanmaya başlamıştır galat-ı meşhurun aksine 24 Nisan tehcir yasasının tarihi değildir bu kanun Mayıs ayında çıkarılacaksa da İttihatçılar tehciri zaten şifahen verdikleri emirlerle önceden başlatmışlardır bile kanunla olaya sadece resmiyet kazandırılmıştır

“Zohrab Efendi,akşam Pera (Beyoğlu) Cadde-i Kebir’deki (İstiklal Caddesi) Cercle d’Orient ‘da (Şark Kulübü) Talat Paşa ile son görüşmesinden sonra konutuna gitmek üzere Taksim’e doğru yürüdü.Oradan Gümüşsuyu Caddesi’ne saparak konutunun bulunduğu Azaryan Apartmanı’na (Gümüşsuyu Palas) girdi.Yolda yürürken maskeli bir polis onu takip ediyordu (20 Mayıs 1915).

Gece yarısında Pera Emniyet Amiri Kel Osman,üç-dört polisle birlikte Zohrab Efendi’nin konutuna girdiler.Ellerinde taşıdıkları torbalara oradaki zengin arşivi ve buldukları bütün malzemeleri doldurdular.Ardından Kel Osman,Zohrab Efendi’ye “Bizimle geleceksin,emir var” deyince tutuklattırılan Zohrab Efendi,paltosunu giyip,Galatasaray Karakolu’na taşındı(21 Mayıs 1915).”

*Pars Tuğlacı,Örnek Bir Osmanlı Vatandaşı:Kirkor Zohrab Efendi,Pars Yayınları,İstanbul,s.72-73.

İstanbul’da Yeni Gazete’nin baş sayfasında “Tehcir Kurbanlarından Bir Muhterem Zat” ve ikinci sayfasında “Zohrab Efendi Nasıl Tevkif Edildi” başlıklı,başyazar ve müderler Abdullah Zühdü ve Mahmud Sadık imzalı yazılar ve fotoğraflar yayınlandı (17 Aralık).

İstanbul’da Yeni Gazete’nin baş ve birinci sayfalarda yayınlanan Abdullah Zühdü ve Mahmud Sadık imzalı yazılar.

Tehcir Kurbanlarından Bir Muhterem Zat

Tehcir mesele-i meş’umesi hakkında gazeteler serbestçe yazı yazmaya başlayalı,hükümet tedkikat-ı seyyiat komisyonlarıyla,icra-yı mezalim eden memurları tevkif etmeye ve taht-ı isticvaba almaya teşebbüs edeli,bu tehcir ve taktil mezalimi sırasında vücutları heder edilen kıymetli zevatın isimleri de tahattur ediliyor.Dahiliye Nazır-ı esbaki ve Konya vali-i esbakı
Celal Bey’in yazdığı bir makalede,-bu kıymetli zevattan birinin- ismini yad etti:Zohrab Efendi.

Zohrab Efendi,memleketimizin muktedir hukuk-şinasanından idi.Bundan başka muktedir bir muharrir idi ve edebiyatta da behre-dar idi.Ermenice birçok asar-ı edebiyesi vardır.Meclis-i Mebusan’ın ilk devresinde,memleketimizin en mümtaz hatiplerinden olduğunu izhar ve isbat eylemişti.Zohrab Efendi,vak’a-i irticaiyede,hanesine alub sakladığı bir zat.Kabinede bir mevki-i mühim iştigal ederken,nefy ü tağribe uğratılmış,yani bilasual ve cevap,mevte mahkum edilmiş idi.Bunu da birkaç günden beri gazetelerin neşriyatından anladık.

Dünkü Eklar (Eclaire) Gazetesi tarafından neşr olunan ve bu nüshamızda nakledilen fıkra,Zohrab Efendi’nin buradan ne elim bir surette nefy ü teb’id edilmiş olduğunu gösteriyor.

Zohrab Efendi,ilan-ı meşrutiyeti müteakip teşkil olunan ilk matbuat cemiyetine de,bütün Ermeni gazetelerinin murahhası olarak aza intihab edilmiş idi.

(resim altı) Mağdur ve mazlum,İstanbul Mebusu müteveffa

Zohrab Efendi Nasıl Tevkif Edildi

Ekler Gazetesinde okunmuştur;

Zohrab Efendi,tevkif edildiği gece Serkl Doryan Kulübü’nde (Cercle d’Orient) Talat Paşa ve Halil Bey ile kağıt oynamış,oyun gece yarısına kadar devam etmiştir.Zohrab Efendi gitmek için ayağa kalktığı sırada Talat Paşa da kalkmış ve Ermeni mebusa yaklaşarak yanağından öpmüştür.Bu fevkalade teveccüh eseri mebus efendiyi şaşırtmaktan hali kalmamış:

-Bu iltifat neden?

diye sormuş,Talat Paşa da:

-İçimden geldi,cevabını vermiş.
Zohrab kulüpten endişe içinde çıkmıştır.Nazırın bu busesinin kendisi için mucib-i zeamet olduğu hiss-i kable’l vukuu uyanmıştır.

Gece latif idi.Ermeni mebus hanesine yaya olarak gitmeye başladı.Fakat yolda kendisinin takip edilmekte olduğunu gördü.Bundan tamamıyla emin olmak için diğer kaldırıma çıktı.Takip eden şahıs da o kaldırıma geçti.Zohrab adımlarını sıklaştırdı.Muakkib aynı suretle hareket etti.Zohrab bunun üzerine dayanamayarak döndü ve şahs-ı meçhulden şu suali sordu:

-Takip mi ediliyorum?

Bir polis komiseri olan muakkıb şu cevabı verdi:

-Evet!!!
-Niçin?
-Öyle emir aldım.
-Benim kim olduğumu biliyor musunuz?
-Şüphesiz.Zohrab Efendisiniz.

-Fakat bir yanlışlık olmalı.Şimdi Dahiliye Nazırı’ndan ayrıldım.
-Olabilir.Fakat bana verilen emirler kat’idir.Bunları ifa etmek mecburiyetindeyim.

Zohrab Efendi hanesinin önüne gelince orada diğer bir zabıta memuru gördü.Her iki zabıta memuru merdiven karşısında yolunu kestiler.

Mebus sordu:

-Pekiyi aldığınız emirler nedir?
-Sizi tevkife mecburuz.
-Şimdi mi?Hemen.
-Evet.
-Sizinle gelmekten imtina edersem?
-Cebr istimal edeceğiz.
-Benim mebus olduğumu bilmiyor musunuz?
-Biliyoruz.Fakat aldığımız emir katidir.

Komiser Zohrab Efendi’nin yarın sevk olunacğını,lazım gelen eşyayı alabileceğini söyledi.O zaman mebus ailesini cereyan-ı hadiseden haberdar etti.Alelacele bir yol çantası hazırlattı.Biçare mebus hıçkıra hıçkıra ağlamakta olan zevcesi ile kızından ayrıldı ve kendisi gibi tevkif edilmiş olan Vartkes Efendi (Serengülyan) ile Anadolu yolunu tuttu.

*Yeni Gün Gazetesi,17 Aralık 1918,s.1-2.
**Ana kaynak:a.g.e.,s.76-77

Zohrab Efendi’nin refikası (hanımı) Klara hanım,bey’ini kurtarma ricasında bulunmak için Sadr-ı azam Said Halim Paşa’yı ziyaret edip,eşinin devrimci olmadığını,hiçbir partiye mensup olmadığını belirterek,bu saldırının sebebini sorunca,Sadr-ı azam şu cevabı verdi:’Islak otun da kuru otla yakıldığını bilmiyor musunuz?’ (22 Mayıs 1915)

*Pars Tuğlacı,Örnek Bir Osmanlı Vatandaşı:Kirkor Zohrab Efendi,Pars Yayınları,İstanbul,s.73.

Zohrab Efendi ölümünden az önce sevgili eşine şu son mektubunu yazıp göndermişti:”Sevgilim,bir taneciğim,hayatım;şimdi sevgili karıcığım,benim için artık son perde başlıyor.Daha fazla yazmaya takatim yok.Eğer hayatımı yitirirsem,çocuklarıma son dileğim ve vasiyetim;onların birbirlerini hep sevmeleri,sana tapmaları ve gönlünü incitmemeleri ve beni de anımsamalarıdır.” (2 Temmuz 1915).

*a.g.e.,s.75.

Zohrab ve Vartkes Efendiler,sabahleyin Urfa’ya hareket edip saat 11:00’de Merşet (Arab) Pınar durağına varınca Urfa’dan gelen polisler tarafından karşılandılar.Oradan da hareket edip geceleyin Urfa’ya varınca,polislerin gözetimi altında otele götürüldüler (3 Temmuz 1915).

Urfa mebusluğuna seçilmiş olan Mehmed Nedim ve Saveddin Beyler,Zohrab ve Vartkes Efendileri ziyaret ettiler (4 Temmuz 1915).

Urfa temsilcisi ve mebusu Mehmed Nedim Bey’in davetiyle Zohrab ve Vartkes Efendiler,akşam onun düzenlediği yemek ziyafetine katıldılar (5 Temmuz 1915).

Zohrab ve Vartkes Efendilerin katledilmelerinin gerçekleştirilmesi amacıyla baş eşkiyalar Düzceli Çerkez Ahmed ve Çerkez Halil Beyler ve Kumandan Reşid oğlu Mustafa Urfa’ya çağrıldılar (6 Temmuz 1915).

Urfa’da Zohrab ve Vartkes Efendilerin kaldıkları otelin önüne iki araba ile at üstünde iki jandarma geldiler.İkinci arabada Çerkez Halil,Çerkez Ahmed,Mustafa,Komiser Şakir ve Jandarma komutanı Abdurrahman oturmuşlardır (6 Temmuz 1915).

Saat 10:00 ‘da “Mislum” arabasına oturtulan Zohrab ve Vartkes Efendiler,atlı jandarmalar ve Hallo arabası ile Urfa’dan dışarı çıkarıldılar.Arabalar,kara taşlarla kaplı Satana (Şeytan) Deresi’ne indiler.Aynı gün çeteler,arabayı atışa tutup Vartkes’i öldürdüler.Zohrab Efendi’ye her yerden “in aşağı” diye bağırdılar.Ses çıkarmayınca,Çerkez Ahmed Bey sırtından yakalayıp hızlıca sarsarak “İn aşağıya!Artık yaşamayacaksın,zira en üst emir var”.Zohrab Efendi gözyaşlarıyla inmeyi reddederek “İnecek halim yok,beni burada öldürün” deyince,Çerkez Ahmed,hançerini onun karnına sapladı.Diğer çeteciler aynı hançerle birçok darbeler uyguladılar.Ardından bedenini sürükleyerek yere bıraktılar ve tabanca ile ateşe verdiler.Çerkez Ahmed,kaya parçasıyla Zohrab’ın başını parçaladı (6 Temmuz 1915).

*a.g.e.,s.75

Cemal Paşa'nın Telgrafı:Çerkez Ahmed'in İzalesi Vacip Olmakla...

"Çerkez Ahmed'i getiren tren geldiği zaman,her taraf inzibat altına alınmıştı.Ahmed,esasen
Afyon'da tevkif edilmiş Eskişehir'e muhafaza altında getiriliyordu.Trenden uzun boylu,kalpaklı,İttihatçı murahhasların ve valilerin seyahat kıyafetinde palabıyıklı,zayıf yüzlü biri çıktı.Arkasından kadife pantolonlu,esmer,orta boylu biri daha geliyordu.Uzunu Çerkez Ahmed,ötekisi mülazım Halil idi.Bunlar Teşkilat-ı Mahsusa marifetiyle gönderilen çete reisleriydi.Özellikle Halil'in gazası daha büyüktü.Bu mücahid,mebus Suudi Bey'in çetesi Ardahan'a girdiği sırada o da Artvin'e gitmiş,bu güzel beldede yaşayan Ermenileri perişan eylemişti.Bu felaketi daha Ulukışla'da bulunduğum zaman işitmiştim.Bir Alman gazetesinin muhabiri menfur çetelerin cinayetlerinden nefret ediyordu:

-Görseniz,ne zalim hareketlerde bulundular!Lanet olsun,bir daha bu adamlarla yola çıkmaya!Ne İslam ne Hristiyan hiçbir şey tanımıyorlar.Şimdi orada İslam İslamla çarpışıyor.

Alman gazetesi muhabirinin bu sözleri birer gerçekti.Üç sene sonra Artvin'e gittiğim zaman,bunun ne derece doğru olduğunu gördüm.Zavallı Ermeni kadınları,Türk üniforması gördükleri zaman,ezile büzüle duvar diplerine sokuluyordu.Cennetten numune olan güller çiçekler meyve ağaçlarıyla ruhlara şevk ve serinlik veren güzel belde bomboştu.Halil ve avanesi Artvin halkına o kadar zulüm etmişlerdi ki,Ermenilerin teşviki üzerine,Rus hükümeti tarafından Sibirya'ya sürülen İsmail Ağa,bu bedbaht halkın çektiklerine dilhun olmuş,Rus Ordusu'nun geri çekilmesinden sonra Ermenileri tecavüzden vikaye eylemişti.

Çerkez Ahmed,Ermeni fecayii için mühim bir vesika idi.Bu kanlı olayın safahatını bizzat failinden dinlemek istedim.Çerkez Ahmed'e vilayat-ı şarkiye'de neler yaptığını sordum.Çizmeli ayaklarını birbirinin üzerine attı,sigarasının dumanını karşıya doğru savurarak:

-Bey birader dedi,şu durum namusuma dokunuyor.Ben bu vatana hizmet ettim.Gidin,görün,Van ve çevresini Kabe toprağına çevirdim.Bugün orada bir tek Ermeniye tesadüf edemezsiniz.Vatana bu kadar hizmet ettim,sonra o Talat gibi hergeleler İstanbul'da buzlu bira içsinler,beni de böyle muhafaza altında getirtsinler,yok,bu haysiyetime dokunuyor!

Fakat onun bir arkadaşı vardı,kendisiyle beraber Zeki Bey'i öldüren Nazım!Çerkez Ahmed'e Nazım'ı sordum:

-Sus bey birader.Zavallı şehit oldu dedi.

Çerkez Ahmed'den daha fazla malumat almak istiyordum:

-Pekiyi bu Zöhrab falan ne oldular?

-Aaa... duymadınız mı?Hepsini geberttim.

Sigarasının dumanını havaya doğru savurdu,sol eliyle bıyıklarını düzelterek sözüne devam etti.

-Halep'ten çıkmışlardı.Yolda rastgeldik.Derhal arabalarını kuşattım.Gebereceklerini anladılar.Varteks dedi ki:

-"Pekiyi Ahmed Bey,bize bunu yapıyorsunuz,fakat Araplara ne yapacaksınız?Sizden onlar da memnun değiller."

-O senin bileceğin iş değil kerata dedim.Bir mavzer kurşunuyla beynini patlattım.Sonra Zöhrab'ı yakaladım.Ayağımın altına aldım,kafasını ezdim.

Çerkez Ahmed,o sabahki trenle İstanbul'a gitmişti.Ahmed'in dönüşü,arkadaşlarını pek mütehayyir ediyordu.Bu haber Merkez kumandanı Cevad Bey'le beraber kumandanlık odasında bir şeyler muayene eden Bedri'nin de hayretini mucip olmuştu.Fakat bunda herhalde bir yanlışlık vardı:Çerkez Ahmed Halep'e gidecekti.İki sene evvel izzet ve ikramla büyük bir mücahid sıfatıyla çete reisliğini üzerine alan Çerkez Ahmed,Merkez Kumandanlığına nasıl olur da mevkufen getirilebilirdi?İnzibat kumandanı bunu haber aldığı zaman hakikaten şaşırdı,mebhut bir halde:

-İçeri gelsin! dedi.

Çerkez Ahmed elinde sigara,vakur endamıyla kollarını sallayarak içeri girdi.O zaman odada samimi bir sohbet başladı,Yüzbaşı ayağa kalkmış:

-Vay kardeşim,Ahmed'ciğim,nereden böyle diye,koca katili kucaklıyor,Çerkez Ahmed peltek lisanıyla:

-Azizim bunda bir yanlışlık olacak,fakat bu bir edepsizlik diyordu.

Birkaç hafta sonra haber alındı:Çerkez Ahmed Şam'a gönderilmiş,"izalesi vacip olmakla!!!" Cemal Paşa tarafından kaydı görülmüştü."

"*Ahmed Refik Altınay,Kafkas Yollarında:İki Komite İki Kıtal,Temel Yayınları,İstanbul,1998,s.174-177."

Falih Rıfkı Atay,Zeytindağı adlı eserinde Zohrab ve Vartkes Efendiler’in,uygulanan “Tehcir Kararı” sırasında hayatlarını nasıl kaybettiklerini kaydetti.

YANLIŞ KAPI

Dördüncü ordu kumandanı:

-Hicret eden Ermenileri bana bırakınız,Suriye içlerinde oturtacağım,diyordu.

O,Suriye’de Ermenilerin zararlı olacağı fikrinde değildi.Dördüncü ordunun esas düşüncesi şu idi:Zararlı Ermeni külliyetlerini,zararsız Ermeni cüziyetleri haline getirmek!

Suriye içlerine dağıtılacak Ermenilerin koyu Araplığa karşı bir teminat olmak ihtimali de vardı.Çerkezler,Kürtler, v.s. gibi.Hatta Ermenilere toprak ve ev vermek şartıyla Müslüman

etmek için bir heyet bile yapılmıştı.Bu heyet bir defa benim odamda toplandı.Fakat çabuk gevşedi.

Cemal Paşa’nın bu koruyucu politikasına, tabii Müslüman etmek müstesna,Halide Edip Hanım pek taraftardı.Bahaeddin Şakir ve arkadaşları ise Cemal Paşa’yı suçlandırmakta idiler.

Nerede isyan olursa,Zeytin,Bahçe ve Urfa’da olduğu gibi,şiddetle tenkid edilmiş,fakat tehcir kervanlarına taarruz ettirilmemişti.Adana yolunda kafilelere hücum eden birkaç kişi idam bile edildiler.

Cemal Paşa,İstanbul’dan Van Divan-ı Harbine gönderilen iki Ermeni milletvekilini,Zohrab’la Vartkes’i kurtarmak için de Talat Paşa ile uzun yazışmalarda bulundu:

-Bunları bırakınız,Lübnan’a göndereyim,hiçbir ziyanı olmaz,diyordu.

Talat Paşa,Zohrab’la Vartkes’in tehlikede olmadıklarını temin ediyor,yalnız:

-Bir defa mahkemeye gitmeleri lazımdır,alıkoymayınız,diyordu.

Kumandan son şifreyi Baron Oteli’nin alt salonunda ikisine de gösterdi:Zohrab ağlamaya başladı,Vartkes kapı önünde benim boynuma sarılmış:

-Ben ne ise,fakat bu adamı göndermeseler,diyordu.

İkisi de gittiler.Birkaç gün sonra Çerkez Ahmed ve Nazım çetesinin Zohrab’la Vartkes’i yolda öldürmüş olduklarını haber aldık.Cemal Paşa bunu hazmedemedi.

Çerkez Ahmed,Mizan Gazetesi yazarı,Zeki Bey’in de katili olan iki fedaiden biri idi.

Kudüs’e dönmüştük;bir gün Halep valisinden,galiba Celal Bey,bir şifre geldi.Vali diyordu ki:

”Çerkez Ahmed Bey’le Nazım Bey bana geldiler.Suriye’de Ermenilerin korunmakta olduğunu işitiyoruz.Anlaşılan Cemal Paşa’nın bu işe yarar adamı yok;bize bıraksın,haklarından gelelim,dediler.”

Tam fırsat idi,Cemal Paşa hemen ikisinin de tevkif olunmasını emretti.Fakat Çerkez Ahmed’le Nazım durumu kavramış olduklarından ilk trenle İstanbul’a hareket etmişlerdi.

Cemal Paşa,çılgın,Adana’ya,Afyon’a şiddetli emirler yağdırıyordu.İki arkadaş İstanbul’a can atmışlardı.

Merkez kumandanına emir verdi:Bütün mesuliyeti bana ait olmak üzere derhal bu iki adamı eşyalarıyla Şam’a yollayınız.

Merkez-i Umumi bırakamıyordu:Talat Paşa ile şifre yazışmaları başladı.Talat Paşa nihayet:

-Bu vesileyle onlardan da kurtulmuş oluruz,kararını vermiş olacaktı.

İki arkadaş Şam’a geldiler.Fakat İstanbul’dan müdahalelerin ve aracılıkların eksik olduğu yoktu.Çerkez Ahmed ve Nazım’ın eşyaları açıldığı zaman,çantalarında kadın yüzüğü,bilezik,küpe ve mücevher buldular.

Divan-ı Harb’in eline mükemmel bir silah geçmişti,bu iki serserinin bir ideal için fedakarlık değil,zengin olmak için cinayet işlemiş oldukları belli idi.

İstanbul’dan iltimas telgrafları yağıyor,Şam Divan-ı Harbine sür’at emirleri gidiyordu.Divan-ı Harb yirmidört saat içinde iki azılının idam kararını verdi ve mazbatasını Kudüs’e yolladı.

Kumandanların böyle idam kararlarını önce yerine getirmek,sonra Başkumandanlığa haber vermek yetkisi olduğunu yazmıştım.Zohrab’la Vartkes’in katilleri ertesi gün Şam’da asılmıştı.

*Falih Rıfkı Atay,Zeytindağı,Milli Eğitim Bakanlığı,İstanbul,1970,s.75-78.

Eylül 1967’de Sovyet Ermenistanı’nın başkenti Yerevan’da Kirkor Zohrab adına bir sokakla birlikte bir ortaokul kurularak öğretime açıldı.

-----------------------------------------------

burada hemen şu soruları soralım

hadi Talat ve İttihatçılar bir işe kalkıştılar ve Ermenilerin tasfiyesine karar verdiler iyi de insan arkadaşını olsun korumaz mı hadi bunu yapmayacaksın ipini çektiğiniz insanla geç saatlere kadar kahve sohbet yapmak kağıt oynamak kalkarken de alay edercesine kendisine sarılmak yanaklarına buse kondurmak nasıl bir ahlaktır

şunu diyemez miydi Talat Paşa o uzun 20 Mayıs gecesinde

"bak Kirkor sen bizim arkadaşımızsın öyle de kalacaksın lakin sorun şu ki tarih bizi karşı karşıya getirdi sana zarar vermek aklımızdan bile geçmez ancak seni bu şartlar altında burada da tutamayız aileni al ve 48 saat içersinde İstanbul'u ya da memleketi terk et hiç değilse bu toz duman geçinceye kadar..."

pekala bunu diyebilirlerdi ama demediler yüzlerine baktıkları bazen oturup saatlerce kahve içip kağıt oynadıkları nargile tüttürdükleri arkadaşlarını felakete sürüklediler

gelelim Said Halim Paşa'ya ya bir insan medet umup kadınlık gururuyla birlikte beyi'nin vakarını da hiçe sayarak kapısını çalan belki de yetim kalacak çocukları için boyun büküp yaşlı gözlerle dil döken bir hanımcağızın yarasına merhem olamayacaksa bile böyle hayvanca tuz basabilir mi ne demek kuru ot yaş ot...

hiç değilse "burası bir hukuk devleti (öyle olmasa bile) madam kusura bakmayınız ne olur bir şey yapamam" diyemez misin

bu insan müsveddesi Osmanlı Paşasının Klara hanımı en azından kendi hanımıyla birlikte ağırlama duyarlılığını gösterdiğini umalım ama o kadarını bile akıl edememiştir bence

ve Cemal Paşa,Çerkez Ahmed'i o astırdı

neden

çünkü kendisi de Ermeni soykırımı noktasında hiç masum olmayan Cemal Paşa,başta vurguladığımız ve bir parça insanlık taşıyan herkesin yapacağı gibi bir Ermeniyi değil “Kirkor”u yani bir "arkadaşını" kurtarma azmindeydi

fakat o günlerde Şam dolaylarında bulunup kanal harekatının ön hazırlıklarıyla meşgul olduğu gibi payitahta da uzaktı ve dolayısıyla gelişmeleri yönlendirme şansından da yoksundu ancak gene de arkadaşının öldürülmeyeceği vaadini almıştı

buna rağmen felaketini öğrenince hiddetlenip kelle istedi genel komutanlık da Cemal Paşa'nın üstelik harp de devam ediyorken İttihatçıların içersinde kendi kendisini ve konumunu sorgulamaya başlamasının önüne geçmek için ona istediği kelleyi verdiler

fakat Cemal Paşa da tıpkı Talat ve Halim gibi kaçtığı yurtdışında Nemesisçilerin intikamından ve ölüm ummanında boğulmaktan kurtulamayacaktır

ee kusura bakmasınlar kuru ot yaş ot meselesi işte ne yapalım…

Nargile

Geniş salon pencereler kapalı ve kilitli
Yerde bir kilimle bir sedir alçak ve geniş
Çıplak duvarda altın yaldızlı çerçeve ile
Arapça salt bir sözler dizisi

Köşede bir adam dünyaya küskün
Nargilesini fokurdatarak keyifle
Haz duyarak bu hıçkırık nağmesinden
Ve havada sarsan dumandan lapamsı ve kırlaşmış

Ve derhal seni anımsarım sessizce
Dinlersin hep iniltimi ve sanki
Zevk alırsın o adam gibi seyre dalıp
Alevlendirdiğin yürek ateşimin dumanını

*Kirkor Zohrab

saygılarımla
Eklenti:
Krikor Zohrab.jpg


Bu iletideki ekleri görmek için gerekli yetkilere sahip değilsiniz.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Ermeni Soykırımı Gerçeği
İletiTarih: 02 Nis 2010 09:24 
Çevrimdışı
Forum Demirbaşı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 22 Ağu 2007 14:59
İleti: 1590
http://www.hyetert.com/haber3.asp?Id=34702&DilId=1

nihayet!!!

Ankara Barosu avukatlarından sayın Bendal Celil Ezman'ı cesaretinden ve örnek tutumundan ötürü kutluyoruz

saygılarımla


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 75 ileti ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3, 4, 5

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  
cron
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group
phpBB3 Türkçe: phpBB Türkiye