Sistem saati: 06 Eyl 2010 14:05

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Bejan Matur üzerine, Nihat Ateş'ten
İletiTarih: 18 Eyl 2003 15:30 
Çevrimdışı
Site Sorumlusu
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 21 Ekm 2001 00:01
İleti: 8053
Konum: İstanbul
Tüketilmiş Karanlığa Bırakılmış Hayat (1)
Ya Da Tüketilmiş Hissiyat
Nihat ATEŞ

Dil gerçeklikten koparıldığında
gösterenler gösterilenlerden kopar;
sonuç bilinçlilik ile maddi yaşam arasında
radikal bir yarılmadır.(2)

Bejan Matur’un başlıktaki “tüketilmiş karanlığa bırakılmış hayat” dizesini şöyle okumuş olsaydık:
“tüketilmiş, karanlığa bırakılmış hayat” ya da tüketilmiş sözcüğünden sonra koyduğum virgülü kaldırarak “karanlığa” sözcüğünden sonra koymuş olsaydım o zaman dize de şöyle olacaktı:
“Tüketilmiş karanlığa, bırakılmış hayat” Bu küçük es ya da vurguyu şimdi de “bırakılmış” sözcüğünden sonra koyun! Sonuçta vurguyu nereye koyarsanız koyun dizenin sonundaki “hayat” sözcüğünü anlamlandıran bir sonuç elde edemezsiniz. Çünkü Matur’un öteki şiirlerinde de olduğu gibi “hayat”a yer yoktur. Hayat yoksa ne vardır peki? Bu yazının çıkış kaynağı onun iki kitabı. Onun Çölünde (3) ve Ayın Büyüttüğü Oğullar adlarını taşıyorlar.(4) Sorunun yanıtı ise Matur’un bu iki kitabında yatıyor. “Hayat” yoksa ne olabilir ki? Tabii ki ölüm. Ölüm varsa mezar vardır, mezar varsa ruh vardır, ruh varsa melekler, şeytanlar, falcılar, çöller, dualar ve bütün bunların hepsinin üstünde tabii ki tanrı, Allah vardır.
Bejan Matur, şiirlerini bu sözcükler ve bu sözcüklerin çağrıştırdıklarıyla kuruyor. Ve kullandığı sözcüklerin yaratabileceği bir şiirde ise “hayat”ın dışında kalanların olması gayet doğal değil mi?
Edgar Alan Poe’dan Bejan Matur’a
H.E. Bates, “Yazınsal Bir Tür Olarak Kısa Öykü” adlı çalışmasında, Amerikan kısa öyküsünün kurucusu sayılan Poe için ve şairin dönemi için şunları yazıyor: “… On dokuzuncu yüzyıl Poe için uygun zamandı. Bilimsel buluşlar, spiritüalizme duyulan inanılmaz ilgi… –Poe’nun ölümünden on yıl sonra yalnızca Amerika’da 1.500.000 spiritüalist olduğu söylenir.(5) 19. yüzyıl aynı zamanda bilimin, bilimsel düşünmenin geliştiği bir yüzyıldır. Poe amerikan toplumunun bu gelişmeler karşısında doğaüstüne duyduğu özel ilgiyi keşfeder. Ama Bates’in satırlarından bilimsel düşüncenin geliştiği bir çağda spiritüalizmin bu kadar yaygınlaşmasının nedenleri konusunda bir şey öğrenemezsek de (Çünkü ele aldığı konu bu değildir.) en azından Amerikan toplumu gibi tutucu toplumların 19. yüzyıl gibi bir çağda bile bilimsel düşünceye karşı nasıl bir refleks geliştirdiklerini görebiliriz. Richard Willar ise Poe’nun şiiri için şöyle yazar: “Poe’nun imgelem dünyası bu özgü şeylerden yola çıkmaz. Tam tersine bu dünyaya ait her şeyin reddedilmesi ilkesine dayanır. Dünyevi güzelliğin kullanılması a Pysche’nin yani ruhsallığın yeniden ele geçirilmesi için bir araçtır. (…) Aslında gerçek ilişki şair ile yine şairin ruhu arasındadır. (6) Her iki yazardan da bu satırları okuyunca acaba bugünün Türkiye şiirinin 19. yüzyıl Amerikan toplumuna mı yazıldığını sormadan edemedim. Özdemir İnce’nin Ot hızı, idealizm ve tasavvufun dalgalarında kulaç atarken, hemen arkasından gelen Bejan Matur’un girişte özetlediğim şiir örgüsünden vardığı spiritüalizm bugünün Türkiye şiirinin de genel eğilimini ortaya çıkarıyor. Tıpkı 19. yüzyılın Poe’su gibi 21. yüzyılın başında Matur da şiirinin ilişkisini kendisi ile “ruh”u arasında kuruyor. Bu ilişkinin nedeni ise Matur’a göre şöyle temelleniyor:
“İnsanın ruhu tapınak kılınmalı” (Onun Çölünde s. 18)
“Bir Ruhun Soğuması” adlı şiirinin ilk iki dizesi şöyle:
“Büyük bir kainat geçtim denizinde ben
Ona, bir gölgeden başlayarak oluşan ruhu gösterdim. (O. Ç, s. 22)
Bu şiirin hemen arkasından gelen “Boğulma” adlı şiirinde ise şu dizeyi okuyoruz:
“Duygular, bir kapıdan geri döndüğünde gerçekleştirir ruhu”. (O.Ç. s. 23)
İki sayfa sonraysa insan ve ruh ikilemini ortaya koyarak tercihini “ruh”tan yana yapıyor:
“Kadim bir ruhun hatırlattığını insan hatırlatamaz. (O.Ç. s. 25)
Kitabı okumaya devam ediyorum ve beş sayfa sonra “ruh” bu kez bir şiir adı olarak çıkıyor karşıma: Ruhun Gözkapakları.
“Ağaçların dökülmesi gibi şimdi ruhum.
Yerde, gözkapakları ağır.” (O.Ç. s.30) Üç sayfa sonra
“Aşk,
Ruhun aynasını parlatan.” ( O.Ç. s.33)
Ya da insan bedeninin ruhun hapishanesi olduğu yolundaki ortaçağ düşüncesinin izleri:
“Acılı bir ruhta oyalanan bir gövde bu. (O.Ç. s. 47) Matur’u sıkıştığı dar alan o kadar sınırlıyor ki kısacık bir dizeyi açabilmek için “bir” sözcüğünü iki kez kullanmak zorunda kalıyor ve bir’leri de sayarsak toplam yedi sözcüklük dize “bir bir”lerle şiirsel bir söyleme yaklaştırılmaya çalışıyor. Sonuçta 86 sayfalık kitapta 24 şiir var. Bu 24 şiir de “ruh” ya bir şiir adı olarak ya da şiirlerin içinde geçiyor. Başta sorduğumuz soruya geri dönersem; niye peki, ne anlamı var? Kilit soru ama yanıtı hiç de iç açıcı değil. Bu “ruhun” hayatla kurduğu simgesel, hayatı karşılayan, onun herhangi bir durumuyla örtüşen bir karşılığı yok. Bejan Matur, tıpkı Poe’da olduğu gibi ideal alemin ruhuyla kendi ruhu arasında bir ilişki arıyor ve bu şiirlerle de bu ilişkiyi gerçekleştireceğini düşünüyor. Bu şiirlerle bunu yapabilmesi ise olanaksız. Kısacası “ruh çağırıyor” Matur. Ama kanımca bu çağrıya 19. yüzyılın Amerika’sından 1.500.000 spiritüalistten, o da şiirden anlamayan birkaçı icabet etmiştir.
Bejan Matur’da Aşk
“Onun Çölünde”nin, belki de ruhlar ve doğaüstü olan dünyasında gerçek dünyayla ilişki kurmaya olanak sağlayan tek insani duygu “aşk” duygusudur. İnsanı insan yapan… İnsanın kültürleşme süreçleri boyunca (uygarlık tarihi boyunca) belki aşk duygusu kadar hiçbir duygusu bu kültürleşme sürecinden etkilenmemiştir. Ama Bejan Matur’da “aşk” en ilkel anlamı ve haliyle vardır. Çünkü “aşk” hep “kan” ile vardır onun şiirinde. Bu aşk ve kan ikiliği çeşitli biçimlerde sürekli tekrarlanır. Aşk sözcüğünün geçtiği her şiirin bir yerinde “kan” mutlaka vardır.
“Tenin göğe çekilme anında yaralandığı
Damarların buzdan bir kanla dolduğu
Ve aşkın bozulduğu doğru olmalı.” (O. Ç. s. 21)

“Buzul çözülüyor.
Gövdem küçüldükçe aşk sanıyorum gülüşünü.
Kuzeyde, tundraların acı ikliminde, yaralı bir hayvanın
kanlı gözleri” (O. Ç. s. 24)
Kanlı Bahçe şiirinin ilk dizesi:
“Onu kanlı bir bahçeye bıraktım” ve son dizesi
“Aşkın gölgesiz ağacına asılan bir dilek sözü. Sessiz. Kansız. (O. Ç. s. 25)
Aşk duygusu ile kan arasında kurulan bu örüntünün tıpkı “ruh” ilişkisinde olduğu gibi bir nedenini araştırırsanız karşınıza çok fazla bir ilişli çıkmayacaktır. Ama yine de çok zorlarsanız belki bekâret ile bir ilişki kurup, şairin kadın olmasından kaynaklanan bir mekanizmanın işlediğini söyleyebilirsiniz. Ama bu açıklama hem zorlama hem de yetersizdir. Çünkü Matur’un şiirlerinde dünyevi ve insana dair hiçbir simge hayatla tam, örtüşük bir bağlantı kuramaz. Bunun karşısında “ölüler” dünyasıyla ilişki kurmasını sağlayan öğeler tamdır ve yerine oturur. Dua gibi, ölüm gibi, ruh gibi, mezar gibi. Tüm bu simgeler kendi içlerine işlen bir bütünlük oluştururlar, kendi dışlarında kalan hayatla bir ilişkileri yoktur. Kan ancak ruh ile sağlam bir birliktelik oluşturabiliyor.
“Ve ruhum eski bir kanla yıkandı. (O. Ç. s. 37)
Onun Çölünde kitabında bu kadar ağırlıklı kan, Ayın Büyüttüğü Oğullar kitabında da sürdürür “karanlık yolculuğunu.”
“Baba ocağına dönen karanlığa dönecek.
Sadece arada büyümek olan kan.” (A. B. O. s. 22)
Bir sonraki şiirde
“Keskin bir kılıçla toprağa çizilmiş
Dar ve kavuşmasız sokaklar.
Kan izi, kaçıyor hayat.” (A. B. O. s. 23)
Ayın Büyüttüğü Oğullarda da temel izlek yine mezar, ölüm, ruh sözcükleriyle oluşturulur. İşte bir şiir, Çocuk Mezarları adını taşıyor:
“Öldük işte.
Kaydık karanlıktan.
Kayın ağaçları da gördü
Ufak taşlar da.

Gece ve yıldızlar geçti üzerimizden.
Gömüldük yol kıyısında.” (A. B. O. s.29) ya da;
“Annem ‘şu ağacın gölgesinde soluklanayım, çok sürmez
ölürüm’ dediğinde, ermişin mezarı kıpırdadı. (A. B. O. s. 31) Bir mezar anıştırması:
“Toprağa inen insan.
Hep derine. (A. B. O. s. 36)
Şu bol mezarlı ve kanlı şiirleri okuduktan sonra, büyük bir bunaltı içinde çalışma odamdan çıkıp, salona gittim, televizyonu açtım. Beş yaşında Iraklı bir kız çocuğunun sırtına saplanan şarapnel parçasını çıkarmaya çalışıyordu doktorlar. Arapça bir sözcüğü durmadan bağırarak, can acısıyla haykırıyordu çocuk. Tek kelime Arapça bilmem ama anlıyorum o sözcüğü. Acısının dindirilmesi için yalvarıyordu. Onun aklının köşesinde yoktu ölüm düşüncesi. Peki bunu bana neden yaptılar diye soracak kendisine biraz sonra biliyorum. Bir yıl öncesine döndüm. İsrailli askerler, bir taşın arkasında saklanmış baba ile oğlunu kurşun yağmuruna tutuyorlardı. Ve bir kurşun beş yaşındaki çocuğu buluyor, babasının kucağında ölüyordu. Gözlerimin önünde öldü Filistinli bebek. Matur’un Çocuk Mezarları şiirini düşündüm sonra. İdealist bir şiirin, bu gözlerimin önünde akıp giden gerçeklikle nasıl çakıştırabileceğimi bilemedim. Ölümsever bir şiirin hayatla ne ilişkisi olabilirdi ki? “Gece ve yıldızlar geçti üzerimizden” bu kadar ve “gömüldük”. Çünkü Matur’a göre Iraklı kız çocuğunun sırtındaki şarapnel parçasıyla Filistinli bebeğini öldüren İsrailli askerin kurşunu gerçek değil. Gerçek olan insanın zavallı, aciz, savunmasız kaldığı tek bir gerçek var: Ölüm. Ölümü yüceltmenin şiiri Matur’un şiiri. Hayatın olmadığı yerin ve yerlerin şiiri. Yani mezarın. Matur’un şiiriyle gideceğiniz tek yer var: Mezarlık.
Falına Bakayım mı Abla?
Böyle bir dünya görüşüyle örülen şiirin içinde “fal” yer almasa olur mu? Yaşam karşısında geleceği kendi elleriyle kurabileceğine inanmayan bir bilinç durumunun “fal” dan başka sığınabileceği neresidir?
“Gördüm çizgilerini avuçlarının
Çöl her şeyi söyledi bana. “ (O. Ç. s. 52) ve

“zümrüd-ü anka falda görünse
yeniden doğmaya işaret. keşke. (O. Ç. s. 82)
Iraklı kız çocuk ile Filistinli bebek fallarda yeniden doğar sayın Matur bekle. Ve kıstırılmış, dünyayla kurduğu tek aracı, dili, bilincinden koparmış bir zihinle keşke keşke diyerek arşınla dünyanın caddelerini. Çaresizliğin vurgusudur keşke. Eline alamadağı geleceğini fala ve keşkelere bırakan bir bilinç nasıl bir şiir yazabilir ki? Yazdığı şiir ortada.
Matur’un Şiirsel Söylemi
Şiirlerin içeriği böyle olunca, bu içeriği sarmalayacak biçem de mümkün olduğunca kutsal kitapların söylemini kullanmaya çalışacak ve ya o söyleme göndermeler yapacaktır. (İnce’nin Ot Hızı’nda Tevrat’a, İncil’e Kur’an’a sadece içerikte değil, biçimsel açıdan da göndermeler yaptığını anımsayın.) Kutsal kitapların söylemi ayni zamanda insanlara çeşitli olguları tanımlamaya, insanın yaşamı konusunda ortaya çıkacak “sorunları” kendi idealist yöntemiyle çözümler sunmaya çalışır. Bu nitelik hiçbirinde değişmez. İşte bunun sürekli bir şeyleri tanımlar kutsal kitaplar. Matur da sık sık bir duyguyu, bir olguyu açıklamayı, tanımlamayı istiyor va bunu kutsal kitapların “derinliği” derecesinde yapmak istiyor!
“Duygular, bir kapıdan geri döndüğünde gerçekleştirir ruhu. (O. Ç. s. 23)
“Her şey kendi formunu oluşturuyor. (O. Ç. s. 24)
“Her şeye kadir olan zamandır
Tanrı değil” (O. Ç. s. 29)
“Güzellik acıya kavuştuğuna yorulur.” (O. Ç. s. 42)
“Kan ve susuşla dinlenen ter yorulur) (O. Ç. s. 48)
“Karanlık bizden sonra olacakları taşır sezdirir bize. (O. Ç. s. 81) Bütün bu dizelerin geniş zaman kipinde kullanıldığını fark etmişsinizdir sanırım.
Kutsal kitap anıştırmaları:
“Ve uzatıp tanrıya
‘işte’ dedi. (O. Ç. s. 42)
“Ve dendi ki,
İnsan dünyaya sırtını döndüğünde sığınacağı tek yer orman olacak. (O. Ç. s. 64)
Her şeye kadir olan zamandı. (O. Ç. s. 29)
Sonuç
Bejan Matur’un şiiri insanın bitişinin şiiridir. Onun arzusu ve ısrarla vurguladğı şey: Kötü, acımasız, zavallı olan insanlık, yüce olan değerle karşısında dize gelerek, acizliğini bilince çıkarmasıyla “mutlak” bir tevekkülle yaşarsa kurtulabilir. Zaten insanın bedeni ruhunun hapishanesidir. Beden “ölmelidir” ki “ruh” özgürleşsin. Kısacası Matur’un şiirleri ilkel bir dünya görüşüyle yazılmış, insani birikimlere hınç dolu, sevgisiz şiirler. Çöküş döneminin tipik şiirleri…

1- Bejan Matur, Onun Çölünde, s. 72. Metis Yay. 1. Basım Nisan 2002
2- Terry Eagleton, William Shakespeare, s. 8, Boğaziçi Üniversitesi Yay.
3- a. g. e,
4- Bejan Matur, Ayın Büyüttüğü Oğullar, Metis Yay., 1. Basım Mayıs 2002
5- a. g. e, s. 19
6- Edgar Alan Poe, Bütün Şiirleri, s. 13, Çev: Oğuz Cebeci, Oğlak Yay.

_________________
-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^
....
sonu olsun diyorum
neyin sonu ama
hiç değilse bu taş basamakların

Turgut Uyar

<><><><><><><><><><><><><><><><><><><>


Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  
cron
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group
phpBB3 Türkçe: phpBB Türkiye