Erdoğan'ın istediği: 'Emir ve komuta zinciri' altında bir basın... Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın dün doğum günüymüş. Kutlarım. Kendisine, ailesiyle birlikte nice mutlu yıllar dilerim.
Dün AKP’li il başkanlarıyla yaptığı toplantıdaki medyayla ilgili sözlerini ise, bir kere daha hayretle karşıladığımı belirtirim.
Başbakan o sözleriyle hangi gazetenin hangi yazarını veya yazarlarını kastetti, rivayetler çeşitli... Ama o sözler, kimi veya kimleri hedeflemiş olursa olsun, gazetelerin sahipleri, çalışanları, yazarları, çizerleriyle, tüm gazeteciler için ağır hakaretler içeriyor.
Başbakan, memlekette iyi gitmeyen işlerin sorumlusu ilan ettiği medyayı, ‘Türkiye’yi bir yangın yeri gibi gösterip ellerinde körüklerle sağa sola koşuşturuyor’, ‘ülkede ortamı karıştırmanın gayreti içinde bulunuyor’, ‘ekonomik durumu kötüleştiriyor’ diye niteledikten sonra, gazete sahiplerine hitap ediyor. Diyor ki:
“Şimdi o gazetelerin patronlarına sesleniyorum, ‘Ne yapayım köşe yazarı, hâkim olamıyorum’ diyemezsin. ‘Sen bunun sorumlususun arkadaş’ diyeceksin. Niye, çünkü bu ülkeyi germeye, bu ülkede ekonomiyi germeye kimsenin hakkı yok.
O zaman köşende yazı yazanın maaşını sen veriyorsun. Yarın feryat etmeye geldiği zaman da feryat etmeye hakkın yok. (...)
Eğer şurada yüzde 6.5 puan sadece piyasalar düşüyorsa bunun sebebinin kimler olduğu ortadadır. Onun için de ben diyorum ki, lütfen herkes çizgisini iyi bilmeli. Bu noktada ben uyarımı yapıyorum.”
‘Emir-komuta’ zinciri içindeGerçi Başbakan’dan buna benzer şeyleri daha önce de işitmiştim. Bunları, o zaman da hayretle karşılamıştım.
Bu defaki ‘yeni hayret’imin nedeni şu: Başbakan’ın eskiden söylediği aynı yöndeki sözleri, o zaman tüm gazetecilerin tepkilerine neden olmuştu. Ve Başbakan onları bir daha tekrar etmemişti.
Sanılmıştı ki, o söylediklerinin yanlış olduğunu geç de olsa artık fark etmiştir, artık böyle şeyler söylemeyecektir...
Dün ise şu anlaşıldı:
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, gazete sahiplerinden beklediği şey, değişmemiştir. Aradan geçen zaman içinde, bunun tersine sözler de söylemiştir ama, o beklentisini hiç unutmamıştır sayın Başbakan. İstiyor ki, gazete sahipleri, kendisinin kayıtsız şartsız emrinde olmalıdırlar. Başbakan’ın eğilimlerini dikkatle izlemelidirler. Gazete yazarlarının, yazılarını o eğilimlere uygun şekilde yazmalarını sağlamalıdırlar.
Neleri, nasıl, ne şekilde yazabileceklerini ve neleri yazamayacaklarını tek tek ve ayrıntılarıyla onlar belirlemelidirler.
Böylece gazete yayınları, Başbakan’dan gazete patronlarına, gazete patronlarından gazete yazarlarına kadar işleyen bir ‘emir-komuta’ zinciri içinde yapılmalıdır. O zincirin içinde uyumsuzluğu görülenler çıkarsa, gazete patronları onlara, hiç gecikmeden derslerini vermelidir.
Başbakan’ın beklentisine göre, şöyle:
“Herkes fikrini söylemekte serbesttir. (...) Tabii serbest, söyle... Doğru. Ama o insanlara da o kalemleri teslim edenler der ki, ‘Kusura bakma kardeşim bizim dükkânda sana yer yok.’ Çünkü herkes vitrinine layık olanını koyar.”
Geriye ne kalacak?..Evet, Başbakan Erdoğan’ın kafasındaki gazete imajı böyle: ‘Dükkânın vitrini’nde sadece Başbakan’ın istediği gibi yazan gazeteciler bulunacak. Ötekiler kovulacak...
Bu ‘ilke’nin uygulayıcısı da, Başbakan’ın emrindeki gazete sahibi olacak...
Bunun adı da, ‘basın özgürlüğü’ olacak... O rejimin adı da, ‘Demokratik rejim’.
Ve o rejimin başbakanına da, ‘demokratik bir rejimin başbakanı’ diye bakılacak...
Böyle bir şey olabilir mi?..
Demokrasinin ‘kuvvetler ayrılığı’ ilkesi, zaten bir ölçüde rafa kalkmış...
‘Yürütme’yi denetlemesi gereken ‘yasama’, ‘yürütme’nin kontrolü altında...
Yargının da kontrol altına alınması için yapılan planlar birbirini izliyor...
Bütün bu ‘üç kuvvet’in dışında kalması gereken basının da o ‘emir-komuta’ zinciri içine girmesi tamamlanınca, geriye ne kalacak?.. Demokrasinin ne olduğunu hatırlamamız için?..
***
Özetle: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın dünkü sözleri, demokrasimizin sadece geleceği açısından değil, bugünkü hali açısından da iç karartıcı bir manzara oluşturuyor.
Bu sözler ayrıca, basınımızda gerek gazete sahibi, gerek gazete çalışanı ve yazarı olarak görev yapan herkese saygısızlıktır.
Benim bu meslekteki pek çok dostum arasında, ne Başbakan’ın istediği tipteki bir gazete sahibi var, ne de gazete yazarı.
Hiçbiri, eğer gazete sahibiyse, çalışanlarına ‘madem ki ben maaşını veriyorum, öyleyse istediğimi yazdırırım’ gözüyle bakmamıştır.
Eğer gazete yazarı ise, ‘ben aldığım paraya bakarım, ona göre yazarım’ diye davranmamıştır.
Tabii, her meslekte olduğu gibi, bu meslekte de istisnalar olabilir.
Ama bu meslek -zaman zaman öyle zannedilse de- devamlı olarak ‘parayı veren düdüğü çalar’ anlayışıyla dışarıdan yönlendirilebilecek bir meslek değildir.
Demokrasinin ‘olmazsa olmaz’larından basın özgürlüğünün arkasında, o özgürlüğün asıl sahibi olan gazete okurları da vardır. Gazetelerini, dışarıdan gelebilecek müdahalelere karşı onlar da savunacaklardır.
(...)
Eklenti:
TT.JPG