Sistem saati: 06 Eyl 2010 14:39

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 48 ileti ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3, 4
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Re: Kirgin ve kizginim
İletiTarih: 12 May 2010 00:32 
Çevrimdışı
Site Sorumlusu
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 21 Ekm 2001 00:01
İleti: 8053
Konum: İstanbul
Okuduk minican'ım, eline sağlık. "Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur" sözünde oğlanlara haksızlık mı yapılmış ne?

_________________
-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^-^
....
sonu olsun diyorum
neyin sonu ama
hiç değilse bu taş basamakların

Turgut Uyar

<><><><><><><><><><><><><><><><><><><>


Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
 İleti başlığı: Re: Kirgin ve kizginim
İletiTarih: 12 May 2010 02:46 
Çevrimdışı
Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2010 01:17
İleti: 106
Ben okudum, minican. Yani böyle bir emek harcanmis, sadece "ohh eline saglik, merci" deyip köseme cekilemezdim.
Bosuna yazilmis olmasin bu yazi. Tabii ki tartisalim üzerinde!

"...vurgulamak istediğim kadınların kadın olmasından kaynaklı farklı deneyimlerini sorun ediyor. bu nedenle ezilen bir erkek ile ezilen bir kadını sadece ezilmişlik potasında eritip tartışamayız."

Iste ayrimcilik burda basliyor. Bu cümlenle ne demek istedigimi aslinda sen daha iyi anlatmissin, minican.
1) Kadin ve erkek esit degildir, onlara esit davranilamaz. Bunun hem psikolojik hem de fizyolojik sebepleri vardir.
Tas devrinden beri erkek en vahsi savaslarda yer aldi. Sadece kendisi icin savasmadi, ailesi icin de ölümü göze aldi. Bu durumun ona getirdigi artilari yok sayamayiz. Hem fizyolojik acidan hem de psikolojik acidan bazi konumlara gelmeyi ve orada kalmayi daha cok hak etti.

Örnek vereyim; Bircok kadin erkek patron istiyor. Kadin patron ne erkekler tarafindan ne de hemcinsleri tarafindan hos karsilanmiyor. Bunun sebepleri de yersiz degil. Kadinin genel anatomisi sebebiyle herhangi bir kurumda/konuda vs. basi cekmesi zordur. Bakin, imkansizdir ve ya kötüdür ve ya yetersizdir demiyorum. Zordur diyorum. Cünkü kadinin omuzlarinda erkege nazaran daha agir yükler vardir. En basta kadinin böyle yüksek bir pozisyonda kendi duygulariyla savas halinde olmasi gerekir, anac duygularini köreltmesi ve objektif olabilmesi gerekir. Bu özellikler her erkekte vardir demiyorum, genel olarak erkekte vardir diyorum. Ve kadinlarda da istisnalar olabiliyor, evet. Erkegin yillar boyunca verdigi savas onu bu tür alanlarda daha objektif ve verimli kilmaktadir.

Kadinin biyolojik acidan da agir sorumluluklari vardir. Kadinin biyolojideki en önemli görevi insanlarin üremesini dogurganligiyla saglamasidir. Bunu yapmasi icin de kadinin 12 saat calismamasi gerekiyor. Ve eger kadinlara bazi görevlerde "ya isin ya da esin" deniyorsa, bu sebepsiz degildir. Kadin sorumluluklari geregi böyle bir secim yapmak zorundadir.

Feministler bu tür konularda pek objektif olamiyorlar. Yillarin ezilmisligiyle körelen gözleri bazi mantikli gercekleri göremiyor. Kadin hem 12 saat patron hem de anne olamaz. Egri oturup, dogru konusalim. Ben Almanya da yasiyorum. Insanlarin makine gibi calistiklari bir ülkede. Annelerin cocuklariyla ilgilenemedigi, kariyer pesinde kostugu bir ülkede. Emin olun, neyden bahsettigimi iyi biliyorum.

Kisacasi diyorum ki; kadin sorumlulugu geregi böyle bir secimi zaten yapmak zorunda. Bu karari vermeye onu kimse zorlamiyor, kendi secimi. Kadinin ve erkegin esit olamayacagini ve onlara esit davranilamayacagini anlamamiz gerekiyor artik. Ve bunun da kadinlar icin cok kötü olduguna inanmiyorum. Kadin ne kadar güc sahibi olursa olsun, yaninda güclü bir erkek görmek ister. Ve erkeklerin güc sahibi olmasi icin de, sistemin böyle devam etmesi gerekir.

Zaten feminist olmayan kadinlar pek sikayetci degiller hallerinden.

_________________
"Savas bir oyundur; bu oyunda gülümsemelisin, gülümseyemiyorsan siritmali, siritamiyorsan da bir süre kimseye gözükmemelisin" W.C.


Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
 İleti başlığı: Re: Kirgin ve kizginim
İletiTarih: 26 May 2010 13:36 
Çevrimdışı
Forum Demirbaşı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 22 Tem 2006 15:48
İleti: 1450
Konum: olmayan ülke
Annelik? Çetrefilli bir konu. Şunu söyleyerek başlamak istiyorum. Feminizmler (birçok farklı feminizm olduğunu tekrar hatırlatmak isterim) anne olmaya karşı değildir ya da çocuklara. Feminizmler kadın ve annelik arasındaki ilişkiyi sorunsallaştırır. Başka bir deyişle sizin de iletinizde yazdığınız gibi kadına yüklenen bu sorumlulukları inceler. Daha açık bir deyişle neden çocuk sadece kadının sorumluluğunda olsun neden annelik adına yüklenen görevler sadece bir kadın sorumluluğudur bunu inceler. Kadınların haklarına sahip olmaları ve insan olarak yaşamalarını talep eden feminist düşünce, anneliğe karşı değildir.

Daha önceki iletimde de yazdığım gibi; kadın doğulmaz kadın olunur. Bu “olma” süreçlerinden biri de anneliktir. Annelik kadına atfedilen bir görev sorumluluk haline gelmiştir. Kadın doğurabiliyor diye çocuk yetiştirmek ve büyütmek sadece kadının sorumluluğu olmamalıdır. Bu nedenle feministler aile kavramı başta olmak üzere aile içerisinde kadın ve erkeğe yüklenen rolleri sorunsallaştırmışlardır.

Şu dört örnekle açıklanabilir sanırım:

Almanya’da yayınlanıyor mu bilmiyorum ama son zamanlarda televizyonda dönen bir reklam var Pınar sütün reklamı. Reklamı anlatmadan önce reklamın sonuna dikkat çekmek istiyorum. Pınar süt fedakâr annelere teşekkür eder diye biter. Sorumluluktan kastınız fedakar olma “değeri” ile meşrulaştırılmıştır. Ancak kelimeyi incelediğimizde feda etmekten geldiğini görürüz. Başka bir değişle Pınar süt kendi hayatından feda eden (etmek zorunda bırakılan) kadınlara teşekkür eder. Reklamı incelersek eğer reklamda hiç erkek yok. Reklam anneler günü için hazırlanmışsa da bir endüstrinin pazarlama taktiği olsa da içerisinde yayınlandığı kültürün öğelerin de barındırır. Reklam da erkek nerede peki?

Bir çocuğu yapmak için en az iki kişi gerekir değil mi? o zaman sorumlulukta o kişilerindir. Bu daha öncede belirttiğim gibi erkeğin evin reisi olarak eve ekmek getiren kadının da evden ve çocuklardan sorumlu tutulduğu için bu reklamda ve hayatta erkek figürünü görmeyiz. Demek istediğim kadın sırf doğurabiliyor diye tüm hayatı boyunca çocuğun bakımından sadece o sorumlu olmamalı. Reklamda çocuğun ateşine bakan, ona yemek yediren, okuldan geri kalmasın diye okula giden, o okuldayken evde çocuğa bakan (evdeki anneanne ya da babaanne) sadece kadındır. Bunu fedakârlık ile meşrulaştırmak, anneliği yüceltmek bu durumlarda kadının içerisinde bulunduğu durumu değiştirmiyor. Diyebilirsiniz ki kadınların kendi seçimleri böyle yaşamak. Ama gerçekten öyle mi? eğer seçenekleriniz size ait değilse seçimleriniz de sizin olabilir mi? bu durum ataerkil kültürün meşrulaştırdığı, normalleştirdiği bir durumdur. Bu nedenle kadın yapması gerekenin anne olmak fedakârlık yapıp eve bakmak v.b görevleri olduğunu düşünür. Bunun yanında çalışmak, savaşmak v.b. erkek görevi olarak düşünülür. Bu yanlış değil midir sizce?

Hem kariyer yapıp hem çocuk yetiştirmek mümkündür. Bunu bencillikle eşleştirmek anneliği fedakârlıkla eşleştirmekle aynı şeyi meşrulaştırır. Kadın çocuk, hasta, yaşlı ve ev bakımından sorumludur. Oysaki bunu değiştirmek mümkün. Bunun için hem evdeki erkeğe hem de devlete görev düşmektedir. Eğer erkek de çocuk yetiştirmekte kadın kadar sorumluluğu paylaşırsa- sadece eve para getirmek, çocuğa oyuncak almak, evdeki tamir işleri ile ilgilenmek, sadece salata yapmak dışında- ve eğer devlet gerekli yasaları çıkarırsa örneğin iş yerinde kreş açmayı zorunlu hale getirmek gibi, iş yerinde emzirme yerleri açmak gibi, süt sağma makinelerine izin vermek gibi (bu şu açıdan önemli kadınlar çocuklarını emzirmek için işten ayrılmak zorunda kalmayacaklar bu makineler sayesinde sütlerini sağarak çocuğa ulaştırıp, çocuğun anne sütü almasına devam edebilir), dahası sadece kadına süt izni vermek yerine erkeğe de babalık izni verirse “sorumluluk” sadece kadına ait olmaz ve kadınlar hayatlarına devam edebilirler. Kendi hayatlarını çocuğun hayatı için feda etmek yerine. Tüm bunlar sorumluluğun sadece kadına ait olmasından çıkartabilir. Türkiye’de son değişikliğe kadar 100 kadın çalıştıran iş yerinde kreş açmak zorunlu idi ama iş yerleri kadın sayısını 99’da tutuyordu. Son yapılan değişiklik ile bu zorunlulukta kaldırıldı. Babalık izni diyorum Norveç’te bu uygulanıyor çünkü çocuğun annesi kadar babasına da ihtiyaç var. Ha babalık izni verilebilir ama erkeklerin bu izinde neler yapabilecekleri tabii ki değişebilir. Bu nedenle diğer üç örnek önemlidir.

Diğer örnek ise şudur Kanal D’nin İrfan bilmem ne ile Günaydın programının reklamı dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama reklam şöyle. Program sunucusu enkırman erkek evinden çıkıyor ve ilk günaydın dediği karşı komşu elinde toz bezi ve ellerinde bulaşık eldiveni olan bir kadın günaydın diyor ve devam ediyor. Kapının önünde bahçeyi süpüren görevli bir erkek, bindiği taksi şoförü bir erkek, sete geliyor adamın hazırlanmasıyla ilgilenen eleman bir erkek, sunum yapacağı koltuğa oturuyor setin hazırlıklarıyla ilgilenen teknik eleman bir erkek. Ee şimdi çıldırtmıyor mu bu sizi reklamda bir tek kadın var ve o da ev işleri ile uğraşan bir ev kadını. Reklamdaki diğer tüm figürler “çalışan” erkekler. Demem o ki bahsettiğiniz o sorumlulukların sadece kadına ait olmadığının değişmesi için toplumdaki bakışın da değişmesi gerekiyor. “Çalışan insan” kavramının değişmesiyle başlamak gerekiyor. Bu reklamda da görebileceğimiz gibi çalışan insan denildiğinde akla gelen bir erkek ama ev işleri ile uğraşan denildiğinde akla gelen kadındır.

Şöyle düşünün arabanızı tamire götürdüğünüzde tamirhanede bulunan arabanın altından çıkacak kişi ile ilgili aklınızda şüphe yoktur bir erkektir nasıl bir hastaneye gittiğinizde hemşire olarak göreceğiniz kişinin kadın olacağından şüphe etmeyeceğiniz gibi. Yani akıllarda “kadın işi” ve “erkek işi” diye ayrımlar yaratılmıştır kadın ve erkeğin biyolojik farklılıkları kaynaklı. Örneğin, kadın çocuk baktığı için sabırlı olacağı düşüncesinden fabrikalarda kadınlara makine izleme görevi verilir ve yeteneksiz eleman sınıfına sokulurken, erkeklerin böyle sıkıcı işleri yapamayacağı inancından makine kullanma görevi verilip yetenekli eleman sınıfına alınır ki çoğu zaman bu makine kullanma görevi sadece düğmeye basmaktır. Kadının yeteneksiz eleman sayıldığından ve kapıda o kadın gibi binlerce işsiz kadın olduğu düşünüldüğünden kadın ucuz işçi olarak görülür. Zaten kadın orada zorunluluktan geçici bulunuyordur ailenin ekonomik durumunu düzeltinceye kadar aileye “yardım” ediyordur. Tıpki 2001 krizi bittiğinde Ali Babacan’ın dediği gibi “artık kadınlarımız evlerine geri dönebilir, ekonomi düzelmiştir.” Öte yandan erkek yetenekli eleman sayıldığından ve aile geçindirdiği düşünüldüğünden daha fazla ücret alır. Hatta “aile ücreti” alır. Oysaki erkekle aynı konumda sadece kadının aileyi geçindirdiği durumlar da bile kadına aile ücreti verilmez çünkü kadının ya baba evine geri dönmesi ya da yeniden evlenmesi beklenir. Bahsettiğiniz o sorumluklar kadının “bağımlı” sayılmasını da meşrulaştırır. Şu bir iki yüzlülük değil midir baba evine döner ama ana kucağında büyür çocuklar.


Diğer örneğe geçmeden önce şunu da belirtmem gerekir tüm bu anlattıklarımda kadını “kurban” yerine koyduğum düşünülmesin tüm bu süreçlerin işlemesinde çoğu durumda bizzat kadın aktif öznedir. Örneğin kendi annem kardeşimle eşi tartıştığında kız kardeşime “fedakârlık” yapmasını önermiştir. Dahası namus cinayetleri incelendiğinde öldürme kararını çoğu zaman onaylayanların evdeki en yaşlı kadın olduğu görülmüştür. Bu nedenle toplumdaki ataerkil kültürün değiştirilmesinden bahsediyorum. Kadın ve erkeğe nasıl kadın ve erkek olunacağını anlatan o değerlerin yerle bir edilmesi gerekiyor zor ama uğraşılması gereken süreçler çünkü ataerkil kültürden yalnızca kadınlar değil, erkekler, LGBTT bireyler de etkilenmektedir. LGBTT bireylerin kullandığı bir slogan buraya da oturabilir belki: “eşcinsellerin özgürleşmesi heteroseksüelleri de özgürleştirecektir.” Bunun gibi kadınların kurtuluşu erkekleri de özgürleştirecektir.


Diğer örnek bir dershanede İngilizce öğretmeni olarak İngilizce ders kitabında rastladığım bir örnek cümle. Konu “must/have to-has to” ayrımı. Basit bir anlatımla must dışarıdan getirilen zorunlulukları have to-has to içsel zorunlulukları anlatmakta kullanılır ya. Örnek cümle elinde bir tencere tutan kadın figürünün yanında “she has to cook.” Neden? Neden kadın pişirmek zorunda olsun? Bu neden sadece bir kadın görevi, zorunluluğu olsun? Canım artık erkekler de yemek işlerine yardım ediyor diyebilirsiniz ama burada anahtar cümle “yardım etmek.” Başka bir değişle yine yemek yapmak bir kadın görevi olarak kalırken erkek salata yaparak yardım eder. Ondan sonra kariyer yapan kadınlar bencil olarak adlandırılır. Neden? Çünkü evdeki sorumluklarını, zorunluluklarını aksatmaktadır. (??????) oysaki kadın da erkek insan gibi kendi hayatını, kendi seçimlerini yaşayabilmelidir. bu süreçte bazı şeyler değişecekse anne ve baba olmaktan dolayı bu sadece kadının hayatına yansımamalı erkeğin de hayatına yansımalıdır. bu sadece bir kadın sorumluluğu değil aynı zamanda bir erkek sorumluluğudur da.

Son örneğim ise kendi hayatımda karşılaştığım bir yorum. İşsiz olduğum için yana yakına ağlarken sözde avuntu cümlesi şu idi: canım sen kadınsın o kadar da üzülme ya erkek olsaydın ne olacaktı bu yaşta işsiz güçsüz. Avunmalı mıyım çıldırmalı mıyım?

Özetle demek istediğim kadın ve erkeğin “doğal” olarak görülen rollerini sorunsallaştırır feministler çünkü bu doğallığın kurgulandığına inanır. Hümanizm diyorsunuz ama kadını insan olmaktan çıkartıp anne sorumlulukları yükleyebiliyorsunuz. İşte feministler bunu göstermeye çalışır. “doğal” sayılan kadınlık ve erkeklik rolleri yoktur, kadın işi erkek işi ayrımı ideolojik ve ataerkil bir kültürün ürünüdür ve sadece kadınları değil erkekleri de ilgilendirir, etkiler. Tüm bunların sonucunda erkekler savaşan, karar alan, karar veren ve evin dışında, kadın ise barışla, kararlara uyan, bağımlı ve ev içinde düşünülür. Dahası bu ayrım kadını duygusal erkeği agresif olarak şekillendirir. Kadın duygusallığı nedeniyle sert kararlar alamaz savaşmak gibi, erkek ise patron olabilir çünkü agresiftir duygularına yenik düşmez. İşte feministler bu ayrımlara itiraz eder. Bu ayrımlar doğal değildir. Duygusal olmak kadının “doğal” bir özelliği değildir. Bunu böyle düşündüğümüz için kadına iş yaşamında, kamusal alanda bir fırsat vermiyoruz. Hümanizmden bahsediyorsunuz ama siz bile iletinizde kadına insan olarak değil kurgulanmış kimliği ile bakıyorsunuz. Hormonlar sadece kadınlarda yok erkeklerde de var. Gerektiğinde kadınlar da agresif olabilir. Erkeklerinde duygusal olabileceği gibi. Kadınların duygusal erkeklerin rasyonel olması ayrımıdır zaten feministleri düşündürten. Böyle bir ayrım yoktur. Kadın doğulmaz kadın olunur derken ki kastım bu idi. Toplum size nasıl kadın olmanız gerektiğini öğretir, yükler. Kadınsan duygusal erkeksen agresif olacaksın. Kadınsan pembe erkeksen mavi giyeceksin. Kadınsan bebeklerle, erkeksen silahlarla oynayacaksın. Tüm bunlar ataerkil kültürün ayrımlarıdır. Örneğin sıkça duyduğumuz erkekler ağlamaz ya da elinin hamuru ile bu işe karışma sözleri gibi. Tüm bu töre, gelenek, davranış ve sözlerle bu ayrımlar doğallaştırılır ve sonunda kadın eşittir pasif, bağımlı duygusal, erkek eşittir aktif, agresif ve lider olur. Tüm bunlar doğal değil öğrenilen ayrımlardır. Toplumsal olarak kurgulanan ayrımlardır.


Bu da kadına “ya evin ya işin” ayrımını yaptırmaya iter. Tarihin savaşan, avlanan erkek, bitki toplayan kadından ibaret olmadığını anlatan birçok farklı kaynak mevcuttur birazda onları incelemeniz lazım. Taş devrimindeki yaşam biçimlerine “aile” kavramını biraz daha araştırmanız gerekiyor. Taş devrimindeki yaşam biçimlerine şuandaki zamandaki kavramlarla incelememek gerekiyor. Kadın ve erkek olarak biyolojik olarak eşit değiliz. Evet, ama biyolojik olarak kaynaklanan bu eşitsizliğin toplumsal hayatta da eşitsizlik yaratması gerekmiyor. Bu eşitsizlik kadınların mühendis olmasına engel olmamalı ya da bir erkeğin hemşire olmasına. Ki bahsi geçen duygusal olma agresif olma östörejen testesteron hormon ayrımı insanların kadınlık ve erkeklik kimlik ve rollerine etki etmemeli ve biyolojik açıdan da etki etmediği kanıtlanmıştır zaten. Yani testesteron hormonu nedeniyle erkekler biyolojik olarak agresif olması doğallığı bir yalandır ki kadınlarda da testesteron hormonu salgılanmaktadır. Bu nasıl doğduğunuzla ilgili değildir nasıl olduğunuzla ilgilidir. Dünyada Çiller, Thatcher, Rice örnekleri vardır. Kadın olmaktan daha çok erkek gibi davranmışlardır bu ayrı bir tartışma konusudur ancak bu kadınlar ve pek çok başka kadın gerektiğinde sert kararlar alabilir namus cinayetleri örneğinde olduğu gibi.

Dahası objektif olmak zorunda değiliz. Feministler objektif olma takıntısını da sorunsallaştırmıştırlar. Bundan bir önceki iletimde de bahsettim “deneyimlerden” yola çıkma vurgusu buraya denk düşüyor, subjektif olmaya yapılan vurgu. Bu ayrıca post modernite tartışmamıza neden olur ki burada şimdi yapmayacağım o tartışmayı.

Tüm bu süreçlerin farkında olmak için feminist olmaya gerek yok. Önemli olan farkında olmak. Bize öğretilen “doğallığın” doğal olmadığının aksine toplumsal olarak kurgulanmış ve ataerkil kültürün bir ürünü olduğunun farkında olmaktır. Tüm bu kültür ve öğretilerin altında, ışığında “sıradan” bir kadın ilk ve tek görevinin annelik olduğuna inanır ve bunu sorun etmez ama bunun sonucu olarak toplumda ikincil konuma konulur, çalıştırılmaz, karar alma süreçlerine dâhil edilmez ve bu doğallık kutsallaştırılıp yüceltilir. Ancak şunu da belirtmek gerekir farkında olmak yetmiyor sadece daha önce de dediğim gibi yapısal değişiklikler de şart yoksa bir kadına yemeği geç yaptığı için dayak yemesinin bir şiddet olduğunun farkındalığını aşılayıp onu o şiddet ve farkındalıkla yalnız bırakırsak kadının yaşamı daha da çekilmez olur çünkü artık farkında olduğunuz şeye katlanamazsınız. Bu nedenle kadın sığınma evleri açılması, kadınların da çalışması için gerekli tedbir ve yeniliklerin alınması çok önemlidir.

bakın bu doğallık o kadar sakıncalıdır ki kapıcının karısının dayak yediği için kapıcıyı uyarması için yöneticiye gittiğimde aldığım şu cevabı ve dayağı meşrulaştırır. Yönetici bana “ama kadın yemek yapmıyormuş, evi temizlemiyormuş. Recep (kocası) yemeği bir saat geciktirsem kafama küllüğü geçirir.” Bu “doğal” ayrımlar kadının duygusal erkeğin agresif olması, kadının anne olduğu için çocuktan sorumlu olması v.b bir sürü sözde “doğal” ayrım kadının içinde bulunduğu durumun bir sorun olarak görmesine engeldir. Dahası bunu kadının seçimi gibi göstermeyi de meşrulaştırır. Daha önce de dediğim gibi tekrar düşünmek lazım seçenekleriniz sizin değilse seçimleriniz sizin olabilir mi? ev kadını olmak gerçekten kadının seçimi mi? kadın başka fırsatlar sağlansa, kadın da farkındalık yaratılsa benim tüm bu örneklerde gördüğüm ayrıntıları görebilse gerçekten de halinden memnun olabilir mi? tabi ki tüm bunlardan sonra, tüm bu farkındalıktan sonra bu tip bir hayatı da seçen kadınlar olabilir ama bu doğallıktan normal olanın bu olması gerektiğinden olmaz.


Lütfen hayata bir de bu şekilde bakalım. Feministlerin tek derdi bu. Son örnek çocuklara nasıl öğretirseniz kadın ve erkek olmayı o şekilde yaşarlar. Çilekli yağ reklamına bakarsak. Kız ve erkek çocuklarına soruyorlar: bu kadar çilek bu yağın içine nasıl girmiştir diye. Kız çocuk bir peri elinde sihirli bir değnekle gelmiş ve yağın içine bu çilekleri doldurmuştur diyor ve her tarafın pembe olduğu bir peri ve dünya görüyoruz. Erkek çocuk ise savaş uçaklarından çilek bombaları atılmıştır yağın içine diyor. Şimdi hala kadının duygusal erkeğin agresif olması ve bunun gibi pek çok kadınlık ve erkeklik ayrımının “doğal” olduğunu iddia edebilir miyiz? Tüm bunlar öğrenilen ve öğretilen ayrımlardır. Biyolojik olarak farklı cinsiyetlerde doğan insan çocuklarına nasıl kadın ve erkek olacakları öğretilir, tüm bu kadınlık ve erkeklik halleri kurgulanır. Dahası tüm bu kurgu üzerine belli roller ve sorumluluklar yüklenir kadın ve erkeğe. Ondan sonra hümanist olmaktan bahsedelim diyorsunuz. Bu nasıl bir hümanizmdir peki insan çocuklarına, insanlara farklı insanlıklar öğretilirken, nasıl kadın (insan) ve nasıl erkek (insan) olması öğretilirken?
Son söz kafalardaki kadın ve erkek tiplerinden kurtulmamız gerekiyor belki buna bir örnek BEDİ- biz erkek değiliz inisiyatifi olabilir.


burada konu kadınlar olduğu için kadınlar üzerinden tartıştım konuyu ama bu sözde "doğal" ayrımların erkekleri de etkilediği unutulmamalıdır. bunun için Pınar Selek "Sürüne Sürüne Erkek Olmak" kitabı bir örnek olabilir.




_________________
Ademin yediği elma hep benden mi sorulur?


Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 48 ileti ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3, 4

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group
phpBB3 Türkçe: phpBB Türkiye